2 08 2015

Mutluluk ve ötesi



Her şeyden varmış içimizde. Kökler ve dallar. Çiçekler ve yapraklar. Tüm cevaplar, tüm sorular. Böyle diyorlar. İnsan dünya hayatının lezzetiyle, acısıyla, boşluklarıyla ve oyalayan taraflarıyla kendinden, içinden bayağı bir uzağa düşmüş. Uzaklar öyle kalabalık ki, herkes orada. Yani o uzaklar, insanların kendi özlerinden, seslerinden ayrı düştükleri yerler çok popüler turistik beldeler gibi. Orada bisikletle bile, yürüyerek bile kendisine bir yol, bir park yeri bulamıyor insan. İnsanlar kayıp parçalarını hep uzaklarda arıyor gibi.
Meğer buradaymış. Hep mutluluk içinizde içinizde deyip duruyorlar. İçimiz tam olarak neresi? Çünkü demek ki uzak bir yer, öyle ha deyince bulamıyoruz. Hem mutlu olmamız gerektiğini nereden çıkarıyoruz? Dinler de hatta din dışı yollar da böyle bir görev vermiyor insana. Ciddiye alınabilecek tüm yollar biraz mutluluk ötesi gibi. Hiçbiri mutlak bir mutluluk vadetmiyor. Yan bir ürün olarak ortaya çıkabiliyor ancak. Bilgi, şifa, eve dönüş, farkındalık vadeden yollar var belki… ama mutlu olacaksınız diyenler galiba bir şey satmaya çalışanlar. Örneğin Allah rızası diye bir hedef var. Genelde insan o hedefi gözettiğinde mutlu da oluyor ama “mutluluk” çok daha sihirli bir kelime gibi…

Bizi koşulsuz sevecek insanlar arıyoruz. Dinleyecek, anlayacak birileri. Yol gösterecek rehberler, kayıp kardeşler, ruh eşleri… Daha önce yoldan gidenlerin bıraktığı izleri arıyoruz… Sanki birkaç parça daha bulabilsek dağ dağa kavuşacak; resmimiz ortaya çıkacak. Ama kimse bize her şey olmayı bırakın o eksik iki parça bile olamıyor. Dünyanın en güzel yerlerinden birine gezmeye gelmiş insanlarız ama ellerimizdeki telefonlardan başka insanların nişan fotoğraflarında bir şeyler arıyoruz. Yok, mutluluk içinizde demeyeceğim ama sanırım yine oralarda bir yerde. Gerçi öyle başparmağı kaydırarak fotoğrafa bakmaya benzemiyor. Biraz daha fazla sıkıntı ve çaba gerektiriyor. İnsanı bir yerlere götüren, insanı tüketmeyen her çalışma önce içeride umutlu ve meraklı bir kazıyla başlıyor. Başkasının mutluluk tanımında, fotoğrafında değil. 

Topraklanmanın önemini duymuştum. Kişinin bir bağla toprağa, dünyanın merkezine bağlandığını, topraklandığını hayal etmesinin insanı kendi özüne bağlamasının, her şeyle ilişkisine güzel etkisi vardı. Topraklanmayı secde anında da yaşayabilir insan. Secde ederken bir parçanın orada saklı olduğunu ve dilediğim zaman o parçayı orada bulabileceğimi düşündüm. İnsan ruhunun güzelliğe, iyiliğe ve en güzel yaradılış haline kavuşması, doğasına ulaşması için türlü yollar var. Her şeyin işe yarar kısmını alarak yolumuza devam edebiliriz. Bazı yerlerde durup inceleriz, bazen hiç bir şey kalmaz yalnızca fotoğrafını çekip gideriz ve bazen eve döneriz. Oysa pek çok şey, aslında tam bir ev olan, Allah’ı sevmenin ve onun tarafından sevildiğini, gözetildiğini, korunduğunu hissetme yerine ulaşmak için kullanılabilir.

Az önce aya bakarken hissettiğim bir şey vardı. İnsanlardan ve onların yaptığı şeylerden uzak bir yerde durup kendime ait hayali bir çemberin içinden doğaya baktığım anda, herkesi ve her şeyi bir kenara koyup aradığım parçalardan biri de aslında benmişim diye düşündüm… Dilediğim zaman o parçayı doğanın içine bırakabilirim çünkü benim resmim böyle tamamlanıyor. Canımın çektiği yere gidemesem bile, sadece ait olduğum toprağa olan bağımı düşünerek bile, Allah’ın kullarından bir kul olduğumu, bir yıldızdan, bir örümcekten, bir asma yaprağından ayrı olmadığımı hatırlayabilirim. Bir gün doğduk ve bir gün gelecek öleceğiz.

Kendimizi iyi hissettiğimiz anlar, yerler, manzaralar var. Bazen de zor gelen, acı gelenler... Hangisinden öğrenip hangisi vesilesiyle daha ileriye gideceğimizi en baştan bilemeyebiliriz. Marlo Morgan Bir Çift Yürek'te diyor ki "eğer seçme şansım olsaydı bu kişilerle bu yolculuğa çıkmayı seçmezdim ama şimdi o yolculukta öğrendiklerimi hiçbir şeye değişmem." Sadece en iyi hissettirenlere bağlanıp kalırsak hayatın lezzetini ve derslerini bulamayabiliriz. Feraha erişmek için sadece çok çabalamak ve acı çekmek zorunda olduğumuzu düşünürsek bu sefer hayattan bıkabilir ve yolun yarısında yorulup kalabiliriz. Her şeyden alarak, dengeler kurarak, nefes alıp vererek, dalgalarda oynayarak, arada bir yüzüp bazen sadece suya kendimizi teslim ederek gidebiliriz.

Zero limit diye bir kitap okumuştum. Kitabı olmasa da içindeki uygulamayı tavsiye ederim. Bazen çok göz önünde duran şeylere başka gözle bakmak iyi olabilir. Kitap, bir Hawai geleneği olan hoponopono diye bir şifa yönteminden bahsediyordu. Kişinin kendi hayatında ve çevresinde gördüğü kötülükleri iyileştirmenin bir yolunun da Allah’a “teşekkür ederim, özür dilerim ve seni seviyorum” demek olduğu anlatılıyordu. Elhamdülillah, Estağfirullah ve Bismilllahirrahmanirrahim demeye benziyor diye düşündüm. Kitapta şöyle deniliyordu: “Önemli olan her seferinde bunların içeriğini hissediyor olman, örneğin ne için özür dilediğini her seferinde biliyor olman bile değil, sadece söylemen.” Aslında kendini herhangi bir şey hissedip düşünmeye zorlamadan söyledikçe aklına bir şeyler geliyor. Şükürler olsun deyince, bir dakika, ne için şükredebilirim diyor insan. Bazen de şöyle oluyor. “Benim gördüğüm ve görmediğim tüm iyilikler, verdiğin veya aldığın veya başımdan savdığın her bir şey için şükrediyorum. Çünkü hepsinde bir iyilik düşünmüşsündür” Veya “insan olduğumu ve hatalar yapabileceğimi bilsem de belli hatalarımı görüp kabul etmekte zorlanıyorum. Sen bana yardım et, fark ettiğim veya etmediğim hatalarım için özür diliyorum. Görmediklerimi bana önce göster, sonra kabul ettir ve sonra telafi etmeme yardım et. Bana vereceğin nimetleri engelleyen tüm hatalarımdan kurtar”

Peki sizin kayıp parçalarınız, mutluluğunuz nerede? Resminizde neler var?


21 07 2015

İyiler ve kötüler



 Dünyamızda ya iyilik ya kötülük yoktur yavrum. İyilik ve kötülük bir arada ve bazen ayrıştırılamaz biçimlerde, vardır. Dünya ikisinin arasında sağa sola sallanır ve bazen rayından çıktığı da olur. İkisinin de özel isimleri yaşadığın mahalleye göre, sonradan verilmiştir. Ermeniler, araplar, suriyeliler, aleviler, kürtler, türkler, nerede oturup kimlerle söyleştiğine göre ya kötüdür ya iyidir. 

Her filmin bir iyisi ve bir de kötüsü vardır hani. Bazı filmlerin çirkini de olur tuhaf bu bak ve bunlardan birinin mutlaka bir şey kazanması gerekir. Yeryüzü, herkesin aynı anda kazanacağına inanılan bir yer değildir. Kazanan ya galatasaraydır ya fenerbahçedir. Ama asıl, hayatı kazanmak yavrum, güzel, değerli bir şeydir. Ben senin yaşlarındayken sanırdım ki kendine en çok iyilik biçen zümre cidden iyi olsa gerektir. Kim daha çok iyilikten bahsederse o iyi olsa gerektir. 

Oysa iyilik kimsenin elbisesi değildir. Elbiselerimizin altı üstü ipliktir. Her bir ipliğin içinde biraz güzel biraz çirkin gizlidir. İyilik kimsenin aile mirası değildir. İyilik bir partinin, bir girişimin, bir zümrenin adı olmadığı gibi kötülük de, sadece karşı mahallenin işi değildir. Biz kalplerin ve niyetlerin değerine karar veren sarraflar olmadığımız gibi dünya da kimsenin kuyumcu dükkanı değildir. İyilik kimsenin bağı bahçesi, babasının malı değildir. İnsan, canı acıyarak görür. İnsan, içini sürüyerek görür. İyinin kabuğunu aralasan belki biraz kötülük; kötünün can suyuna geri gitsen aslı iyiliktir. 

Uğrunda ölmek de derler ona, ancak uğruna yaşayacak güzel bir şey bulmak iyi bir şeydir. Herkes canından can gibi sevilmezse de, “onlardan” nefret etmek sağlam bir yüreğin işi değildir. 

Dünya siyah beyaz bir resim değildir yavrum. Dünya biraz yangınsa, biraz cümbüş yeridir. Biraz ana kucağıysa; biraz yılan deliğidir. Her hayat, nasıl hayat gibi yaşanmıyorsa, bugün bize ölüm gibi görünen her ölüm, ölüm değildir. Uykuda olmamak yavrum, iyi bir şeydir.

18 07 2015

Çocukluk bahçesi



  Büyüdüğüm bu evlerden
ve asmalı bahçelerden
yüzüm düşmüş ayrılırken
Hayat ince bir iplikmiş 
Ben buna hiç inanmadım. 
Ben günleri içimdeki
uzak yıldızdan kutladım. 
Gözümü kapadım sonra bir açtım. 
Hiç bitmemiş, karşımdaydın. 
Ömür sağanak mutluluk. 
Ömür çürük acı biber. 
Ömür bir deli bal çocuk. 
Deli arılar kovanı
Hiç korkmadan gittim çaldım
 Ben seni hiç yarı yolda. 
Sen beni ömrün kırık dalında. 
Bırakmadım. Bırakmadın.
 Elim senin elin oldu. 
Günlerin havai fişek. 
Göğsüne oturdum bazen. 
Derin derin soluk aldım. 
Ben yazdım ve sonbahardım
Sen bu güzel yerde kaldın. 
Kalbim yorgun bile değil. 
Kalbim kırgın bile değil. 
Hem hayatı çok severim. 
Hayat bir dilsiz merdiven.
Merdivenden göğe baktım. 
Eşiğini çıktım kader.
Eşiğini çıktım kiraz
Sustuğumu sen anladın. 
Bildiğini ben anladım.

15 07 2015

"Bir Ağaç Olsam" Etkinliği Ayrıntılı Bilgi



Önceki yazıda bahsettiğim etkinlikle ilgili ayrıntılı bilgiyi burada paylaşayım: 

Kime hitap eder? Hayatın değişim rüzgarlarını hissedenler, dallarındaki çiçeklere "büyü" diyen o sesi duymak isteyenler; nelerden geçiyorum, nasıl oluyor da bazı engellerden geçemiyorum, köklerim toprağı ne kadar sarıyor, kabuğumla neyi koruyorum, dünyaya ne meyveler vermeye geldim, neresinden başlasam diyenler, 
Yazı, müzik ve kalpten sohbetin iyileştiren gücünü hissetmek, kendi ağacının hikayesini dinlemeye zaman ayırmak isteyenler için bir etkinliktir.

Amaç:
Etkinliğin amacı kişinin doğayla, kendisiyle ve başkalarıyla olan bağlarını keşfetmesine; ihtiyaçlarını, engellerini, hayallerini daha net görmesine, gitmek istediği yolu değerlerinden ve güçlü yanlarından hareket ederek gerçekçi olarak belirlemesine yardım etmektir.

Araçlar: 
Metafor, güçlü sorular, değerleri ve sabotajcıyı belirleme, harekete geçme gibi  koçluk seanslarında sıklıkla kullanılan araçlardan faydalanılacaktır. Bunlar kişinin gün içinde de sık sık başvurabileceği ve kendine koçluk yapabilen biri olmasına yardım edecek etkili araçlardır.
Ayrıca Kızılderili toplantılarının sohbet etme, bir gruba ait hissetme ve kararlar vermek için kullandıkları (council) uygulamasından; yazı çalışmaları, mektuplar, çizim, tüm grupla veya küçük gruplar halinde içten sohbetler, beden farkındalığı çalışması, doğada dönüşüm, müzik, ağacın dansı ve doğayla sohbet gibi araçlardan da faydalanılacaktır.  

İçerik:
Bu etkinlik bir ağaç metaforu kullanılarak yürütülecektir. Üç bölümden oluşur:

Köklerim: Güçlü yanlarım ve değerlerim neler? Zor zamanları nasıl daha cesur ve sakince aşabilirim? Gelişmemi engelleyen düşünceler neler? Bunlara dair nasıl bir farkındalık oluşturabilir ve nasıl daha esnek ve sağlam bir şekilde gelişirim?

Gövdem: Neye ihtiyacım var? Kendime nasıl merhametle ve daha iyi bakarım? Köklerim beni nasıl destekliyor? Dallarım ne kadar yukarı uzanıyor? Aradaki dengeyi nasıl kurarım? Esneklik ve dayanıklılığımı nasıl sağlarım? Hayat çizgilerimi nasıl okuyabilirim? An’ı yaşamak gerçekten nasıl sağlanır? 

Dallarım: Bana sunulan hediyeler neler? Ben hangilerini paylaşmak istiyorum? Hayallerim neler ve dünyaya sunabileceğim nelerim var? Beni neler heyecanlandırıyor ve yola çıkmak için en uygun zaman hangisidir? Neleri ardımda bırakmak ve neleri yanıma almak istiyorum?

Yer
 Ütopya, Ankara’nın Kazan ilçesine bağlı Yazıbeyli köyünde, çocuklara doğayla iç içe eğitimler, atölyeler ve kamplar düzenlenmek üzere kurulmuş, Doktor Cahit Koçak’ın hayalinin ve tasarımının ürünü olan bir oyun, bilim ve sanat merkezidir. Başta Tübitak olmak üzere çeşitli kurumlar ve okulların etkinliklerine ev sahibi olmuş bu yerde bir çalışma salonu, çardaklar, farklı tür ağaçların olduğu kocaman bir bahçe ve iki ağaç platformu vardır. Çalışmaların çoğu çalışma salonunda yürütülecek, bazı etkinlikler ve yemekler için bahçe kullanılacaktır.

Tarih:
22-23 Ağustos 2015 10.00-16.00 (günübirlik)

Katılım ücreti: 100 tl

İletişim: annecafede@gmail.com

Not: Öğle yemekleri ve gün boyu çay, ücrete dahildir.
Kendi aracı olanlar için yol tarifi ayrıntılı olarak verilecek, otobüsle gelenler Kazan merkezinde belirlenecek bir noktadan alınacaktır.

Ben kimim?
Adım Hilal Karan. 1981 Ankara doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum. Asıl işim İngilizce Öğretmenliği. 2009’dan beri Anne Café adlı blogda ruhsal ve kişisel gelişim yazıları yazıyorum. 2015 yılında, aynı blogdan derlenen yazıların yer aldığı Kendine Açacağın Bir Pencere adlı kitabım yayınlandı. Dünyada koçlukla ilgili otorite sayılan bir kurum olan ICF’in Türkiye’de koçluk eğitiminde tam yetki verdiği bir kurum olan Sola Unitas Coach Academy’nin “Advancing the Path to Core Coaching Masteries” programı kapsamında,
Koçluğun Temelleri – Coaching Foundations
Koçun Varlığı – Coach Presence
Olasılıklar Dünyası – World of Possibilities
Birlikte Yaratma – Co-creating eğitimlerini ve atölye çalışmalarını tamamladım.

Üzerinde çalışmayı sevdiğim konular: Özgünlük, cesaret, esneklik/dayanıklılık/kabul (resilience),  kendine merhameti ve özdeğeri geliştirme, ilişkiler, doğa, yazı ve müzik.

14 07 2015

Etkinliğe Davet


Bir süredir üzerinde çalıştığım, beni heyecanlandıran, içine bana iyi gelen, sevdiğim pek çok uygulamayı kattığım bir etkinlik var. Etkinliğin adı, "Bir ağaç olsam..."
Hayatın değişim rüzgarlarını hissedenler, bir kapıyı aralamak isteyenler için, dallarındaki çiçeklere "büyü" diyen o sesi duymak için, nelerden geçiyorum, nasıl oluyor da bazı engellerden geçemiyorum, köklerim toprağı ne kadar sarıyor, kabuğumla neyi koruyorum, dünyaya ne meyveler vermeye geldim, neresinden başlasam diyenler, 
Aklının, kalbinin, sezgilerinin sesini dinlemek ve bu sesi dünyayla paylaşmak isteyenler için bir etkinlik.
Yazı, müzik ve kalpten sohbetin iyileştiren gücünü hissetmek, kendi ağacının hikayesini dinlemeye zaman ayırmak isteyenler için bir etkinlik. 

Yer: Ütopya Oyun, Bilim ve Sanat Merkezi, Yazıbeyli Köyü, Kazan, Ankara
Tarih: 22-23 Ağustos 2015 10.00-16.00 (günübirlik)
Son katılım tarihi: 14 Ağustos
Katılım ücreti: 100 tl

İletişim ve bilgi: annecafede@gmail.com


ayrıntılı bilgi için tıklayın