Anne Café
18 Mart 2012 Pazar
Yaşama Sevinci
Siz nasıl böylesiniz? dedim.
Neden bahsettiğimi anladı cevapladı.
Neredeyse maddeler halinde.
1. Kendimizden önce başkaları için dua ediyorum dedi. Oysa yakın zamana kadar ne zorluklarla uğraşıyordu. Çok sık hastalanan bir çocuğu var. Derdini biliriz. Şikayetini duymadık.
Melekler, Allah, onlar için ne diliyorsan sana da versin diye dua ederler dedi.
2. Ben böyle olmak için özellikle dua ediyorum dedi. Yaşama sevinci ver Allahım diye dua ediyorum. Kabul oluyor olmalı ki böyle güler yüzlü, enerjik.
3. Farz ibadetleri yapan için çalışmak da bir ibadet gibi oluyor. Bu bana çalışma sevgisi veriyor. Hayatım boyunca hiç zorlanmadım yorulmadım çalışırken. Çalışırken hep dinlendiğimi hissettim. Öğrencilere karşı sorumluluğumuz çok. Biz iyiysek onlar da iyiler. Biz mutluysak bu onlara geçiyor. Bizde ne varsa katlanarak çoğalıyor sınıfta. O yüzden iyi olmak lazım. dedi.
4. Temel kitapları zaten okuyoruz ama onun dışında kişisel gelişim kitapları ve güzel hikayeler okuyorum her gün. dedi.
5. Rabıta yapıyorum dedi. (Rabıta bir tür tefekkür. Mürşidinin izinden yürüme, Allah dostlarından sana doğru akan bir nur hayal ederek yalnız olmadığını, bir rehberin olduğunu, elinden tutulduğunu düşünme.)
"Ben dünyayı nimetlerle görüyorum" der gibi gezen insanları iyi ki hayatımıza gönderiyorsun Allahım. Bize seni tanıtan, sevdiren, bize müjdeleyenler ne güzeller...
Etiketler:
Ne Güzel İnsanlar Var,
Ruh Yazıları
7 Mart 2012 Çarşamba
Dertleşmek
Bir dostla dertleşmenin güzel yanları:
1. Bizim derdimiz aynı anda bir diğerinin de derdi olmadığı için, herkes bir başkasının derdini daha net bir bakışla görebiliyor, çünkü kendi sınanmadığımız sorulara verdiğimiz cevaplar çok açık, çok sade, çok kestirme ve çok faydalı çıkabiliyor. Öyle cevaplar ki, gözümüzün önündeymiş görememişiz. Kitabın o sayfası açıkmış, altı bile çizili o satırın, okumayıp geçmişiz. Dertleşmek, eğer doğru biriyse o, ilaç gibi.
2. İnsanın içinde bir kibir otu var. O kibir otu ayrık otu gibi bir şey. Yoluyorsun yine çıkıyor farkına varmadan. Kendine, ancak akıl verme rolünü biçen insan, akıl danışan koltuğuna oturtulduğunda, önce bir bozulsa da sonra "burası da fena değilmiş" diyor. "Burada da Allahın rahmetini çok hissettim." Bazen cesaret ve şevk vereceğiz, bazen alacağız demek.
3. Dertleşmek karşısındakinin de anlattıklarıyla aslında insanlığın az çok aynı dertlerini ve mutluluklarını bir fincana koyup bekleterek bir şifalı çay demlemek gibi.. Hayatımızı ve kafamıza takılanları ne kadar tuhaf görsek de... Bir yerde biri var bize benzeyen veya benzemese de dinleyen. Kendi hikayemizi yaşarken bir yandan da çok daha büyük bir hikayenin içinde belki bir kelime belki bir noktalama işareti olduğumuzu hatırlatıyor dertleşmek. Ne kadar da benziyoruz.
4. Dertleşme anları insana cesaret veriyor. Bir kere "incinmeyim" tedbirini atınca insan, içinden bir şey paylaşınca, daha bir cesaretle yaşamaya başlıyor. İncinme korkusuyla kendi kabuğunda yaşadıkça derdini büyütmek, o kabukta gerçeği net göremeyen ve içine kum kaçmış tek bir gözle debelenip durmak, gerçekten incinmekten daha uzun daha dolambaçlı bir yol. İncinmeyi göze alan özgür oluyor, zengin oluyor, aşkın oluyor sanki. Daha samimi oluyor. Daha rahat oluyor.
Yine de insan herkesle dertleşemiyor, dertleşmesin de. Sonra Allahla dertleşmenin tadı başka, kullarıyla istişarenin de yeri ayrı...
Bize yıllar içinde dertleşmenin güzel yanlarını yeniden ve yeniden öğreten tüm doğru insanlara, sevdiklerimize... İnsanı insanla sınamakla kalmayan, insanı insanla güçlendiren ve sevindiren, insanı insanın imdadına koşturan, insanı insana "zimmetleyen" Allaha hamdle...
Etiketler:
Ağla Açılırsın,
Ne Güzel İnsanlar Var,
Ruh Yazıları
5 Mart 2012 Pazartesi
Kalpler Stereo
Bugün böyle oturup pek dişe dokunmayan şeyler yazasım var. Yazmak çok güzel, hele burada yazmak daha da güzel, burada daha çok sohbet edebilmek ve hatta buranın bir sohbet yeri olmasını isterdim. Ama bazen yorumlara cevap yazınca kendimi şöyle hissediyorum:
Hilal: Merhaba
Ayşe: Merhaba
Hilal: Tekrar merhaba:)
Fotoğraflarınızı pixlromatik'te iyice yıkayınca retro ve vintage etkisine ulaşıyorsunuz. Eğer normal bir makine kullanıyorsanız daha güzel bir sonuç alırsınız. Benimkileri cep telefonuyla çektim. Poloroid çerçevesi arıyordum. Sağolasın pixlromatik!
Okunacak çok şey var der dururuz. Aslında okunacak çok az ve öz şey var, sadece yaşayacak daha çok şey var. İnsan aşk duyduğunda daha az okuyarak daha çok yol kat edebilir mi? Bazen o güzel geliyor bazen diğeri.
Akşamları az bir vaktimizi film izlemeye ayırmaya karar verdik. Filmleri bitirmeyelim dedik. Her gün dizi gibi gidelim. Dün Kramerdan 36 dakika izledik. Kendi çocuğunun sorumluluğunu alma konulu filmlerin ilki midir bilmem ama en çok oscar almış olanı herhalde. Imagine that, Liar Liar ve şimdi aklıma gelmeyen bir çok film var böyle. İnsanın kendini bir ebeveyn olarak dışarıdan görmesini sağlayan filmler.
Geçen gün çocuklarla if conditionals işlerken egzersiz olarak kullandığımız bir şarkı vardı. Meşhur Betty Azar veya English grammar in use'dan bazen gına geliyor. Ergenlere şarkı beğendirmek zordur, bu konuyu başka bir kompozisyonuma saklıyorum. Bunu öyle beğendiler ki üç kere dinledik. Neşeli şarkı.
Etiketler:
Kitaplar ve Müzik,
Okul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




