12.12.2018

Lüsid



Dükkanlardan çörek kokuları ve kahve, iç çamaşırcıda indirim. Güzel çantalar, pasaj kapılarından esen sıcak rüzgar, birinin önünde kürkler, kırtasiyenin çıkışında kar küreleri.
İniyorum iniyorum benim de bir çocukluğum var. Orada travertenler. Kar sandım yokuş aşağı kayıp düşersem, oysa traverten onlar. Zamanın üstünden ve yerin altından taşarak biriken sular bembeyaz, daha iyi anlamak için zemine basıyorum, bir şey olmayınca cesaretim artıyor, topuklarımı vuruyorum.

İniyorum iniyorum kemerler ve son üç basamağı olmayan merdivenden atlayarak, kendime kendimi kapatacak bir kapım olsun diye, içinde giyinebileceğim, tohumlarımı saçmadan önce önüme bir örtüye dizeceğim, günlere ayıracağım bir oda kurdum. Işıklar ve çiçekler serperek, odun, ayna ve metal, su ve kabuklarla bir sunakta kendi, çocukluk halimi, bir kurt köpeğinin ön ayaklarından tutup kaldırmış ve üstümde bulanık sütlü kahve bir kazak, altımda dizleri çıkmış siyah bir tayt, fotoğrafımız için değil köpeğimle olduğum için gülümsemişim.

İniyorum iniyorum, altımda bir ağ var, öyle ki olabilecek şeyler zaten olmuş, günahıyla sevabıyla kendim aynada ne kadar da kırmızı rujlu, eller bırakılmış ve sonra yeniden tutulmuşken, sevgiden başka gidecek bir yer yok. 
Şimdi gittiğim yer, yeşil ve kırmızı, tarçın ve şekerli elma kokuyor. Kahvenin yanına süt istiyorum. İnsanlara bakmadan söylediklerini duyuyorum, kek yiyorlar, öğretmen olmak istiyorlar, öğretmen olmak ve hayatlara dokunmak onların hayaliymiş. Ve bir kahvecinin çok güzel konsept çalıştığını söylüyorlar. Cheesecake’ini bitiremeyen yaşlı bir kadın, arkadaşlarından yardım istiyor.

Dışarıda yağmur başladı, doluya döndü, tavanda hışır hışır duyuluyor, beyaz örtüler sarkan tavanda, örtülerin bu tarafından bakınca, yukarıdan yağıp birikmiş kuru yapraklar görünüyor. Fırından çıkan kalpli kurabiyeleri tezgaha koydular. Fırının ağzından sıcak sıcak vanilya. Fincanların, kozalakların, portakalların arkasındaki pencereden doluya baktım. Dışarı çıktığımı, doludan kaçıp tıpkı böyle sıcacık bir yer bulup tam da bu sarı ışığın altındaki kavanoza dizilmiş yeşil elmaların yanına oturduğumu hayal ederek mutlu oldum. Çıktığımda bir elbise mi almalı kitap yerine, elbiseleri beğendim ceviz yaprağı yeşili ve tarçın rengi bir başkası ama elbiseyi sonra alacağım, kitap aldım. Ayıp kitapları hiç okumadan kaç kadın yaşlanıyor bunu düşündüm, islamiyete göre evlilik ve cinsel hayat diye ders ve ahlak kitaplarının yanıbaşına bir anais nin koysalardı, bir şeyler değişir miydi? 

Discount bölümünde Your Prime. Leopar desenli kazaklar giymeli mi, yaşlandıkça saçlarımızı boyamalı mı, ergen çocuklarla nasıl başa çıkmalı ve sonra insanın nasıl da artık umurunda olmaz eskiden umurunda olanlar ve bu nasıl da bilgelik gibi görünen şeyin önemli bir kısmıdır. Nasıl kasılmadan, kaskatılaşmadan, sevinç ve hayat verene yönelir insan? Acıları, dikenleri romantize etmeden, şuncacık yaşamı ben de varım diyerek yaşamak için, kendine izin verir. Gülümseyen kardan adamlı bir yılbaşı kartı aldım ve kırmızı bir zarf.

4.12.2018

Enerji Vampirliği


İnsanın karşılaştığı tüm yaralı ruh kardeşlerinden, iyileştirerek, cesaret vererek dolaylı olarak kendine cesaret verme çabasından kurtulması gerek.

Hayatımın uzun yılları, enerji vampirleriyle geçtiği için size bu konuda iç rahatlığıyla birkaç şey söyleyebilirim. Eğer terapist değilseniz, sizinle aynı yerden yaralı biriyle baş başa kalmayın. Özellikle, bana iyi geliyorsun, diyen insanlardan uzak durun. Sizden daha zayıf düşmüş bir kardeşinizi gördünüz ve ona iyi geldiniz diye kendinizi iyileşmiş, güçlenmiş sanmayın, büyük ihtimalle bu karşılaşmanın sonunda içinden hayat çekilmiş olan siz olacaksınız.

Çok övenden, hiçbir şey vaat etmediğiniz halde, "olsun ben şuracıkta da uyurum" diyenden, sizinle yakın olmak için normalin üstünde bir çaba gösteren, ısrarını sevgisine verdiğiniz insanlardan uzak durun. Hiçbir normal ve sağlıklı insan bu kadar ısrarcı olmaz. Umursamayarak çabalayan çabasızlığa ve cool’luğa da dikkat edin. E iyi ben de zaten sağlıklı sayılmam, hem yalnızca böyleleri bana yaşadığımı hissettiriyor diyeceksiniz ama asıl böyleleri ruhunuzu emebilir.

Onları yanınıza aldığınızda sizin gibi yaşamaya, sizin gibi konuşmaya, sizin yaptıklarınızı yapmaya, kendilerine sizden ve başkalarından aldıkları parçalarla bir kimlik yaratmaya çalışabilirler.  Sonra bu tür ilişkilerde şöyle bir an muhakkak gelir. Sizde en hayran oldukları özelliklerinizle, hayallerinizle, kendinizle dalga geçtiğiniz şeylerle, onlara anlattığınız gizli küçük aptallıklarınızla dalga geçmeye başlarlar. Yavaş yavaş ışıltınızı kaybettiğinizi de ancak onlardan duyduğunuzda fark edersiniz. Sen de hep depresyondasın derler. E hani hep depresyonda olan oydu? Siz onu ayağa kaldırıyordunuz hani?

 Sizi böyle böyle kendi yaşadıkları rutubetli odaya çekerler. Orada hareket alanları yoktur, işte sizin de olmasın. Değişmeye kalkmıyorlarsa siz de kalkmayın. Sevmedikleri işte çalışıyorlar, siz de daha iyisini yapamayın. Moraliniz bozulduğunda “aa ben sana inanıyorum” desinler, ama hevesle somut bir adım attığınız veya mutluluğunuzu -gizleyemediğiniz- her seferinde sizi duygusal dramlarıyla veya cesaret kırıcı imalarıyla sabote etsinler. Birlikte yalnızca daha da fazla dertlenin ve birlikte küflenin. O çukurdan çıkmak için her debelendiğinizde size oraya ait olduğunuzu hatırlatsın. Siz çocuksunuz ve dünya size göre değil.

Alanınızı koruyun, hayatınızı koruyun, kendinizden yana olun. Ancak gelişebildiğiniz, bağımsız olarak ilerleyebildiğiniz, ayrı ayrı güçlü hissedebildiğiniz ve bu gücü birbiriniz üzerinde denemediğiniz ilişkilere destek olmaya, cesaret vermeye çalışın. Hayatınızı, hayallerinizi, fikirlerinizi, dertlerinizi de kendinizle, yalnızca iyiliğinizi istediğini her seferinde hissettirmiş/kanıtlamış biriyle paylaşın veya olmadı bir terapistle konuşun. İyi arkadaşlar veya terapistler, insana kendi güçlerini hatırlatır ve kişiyle kendi arasında durmayıp çekilirler.

Biriyle konuşurken kendinize sorun, bedenim gergin mi rahat mı, şu anda doğal halimde miyim, mutlu muyum, kendim miyim, kendimde ya da karşımdakinde rekabet, kıskançlık, kendini kanıtlama arzusu hissediyor muyum? Ayrıldığımda mutlu, hafiflemiş, desteklenmiş ve güçlü mü hissediyorum yoksa kafası karışmış, ağrımış, yorgun, duyguları uyuşmuş veya öfkeli mi?

Sonra da canınız tatsız şeylerle yüzleşmek isterse, insan bu tuzaklara niye düşer ve buralarda ne işiniz var onu araştırmaya başlayın. İpucu şurada 

9.11.2018

unutursam fısılda




Şimdi hastalığınızın bir ismi var diyelim. Şeylere böyle isimler vermek güzel değil mi, tanıştığınıza sevineceksiniz belki. Sözcüklerle ifade edebildiğiniz bir şeyden bir dünya kurabilirsiniz ve bu sözcüksüz kalmaktan daha iyi gelir bana.

Şimdi hastalığınıza bir isim verelim. Mesela ODD. Kiminle savaştığınızı bilin diye yapalım bunu. Omurganızdan aşağı atalarınızı dizelim, onların da isimleri var; birik birik duygularınızı, onların da isimleri var. Onları yalnızca bir mıknatıs yardımıyla temizleyebileceğinizi henüz bilmiyorsunuz, bileceksiniz.

Şimdi hastalığınızın  bir ismi var. Bir şeye isim vermenin ne kadar güzel olabileceğini ancak bilmediği bir hastalıkla mücadele edenler bilir. Hatta o isim veremediği şeyin aslında bir hastalık olduğundan bile haberi olmadığından, mücadele edilecek bir şey olduğunu bilmeyenler.

Şimdi işte, sizin bu hastalığınızda diyelim ki yeni bir teknoloji var ona karşı sizin yanınızda olacak. Araştıracaksınız elbette, buna bayılıyorsunuz. Yeni beceriler edineceksiniz şimdi. Hiç ama hiç bilmediğiniz bilgiler öğreneceksiniz.  Bu beyninizi ağrıtacak, yoğun, çok, sizin beyniniz o kadar geniş değil ki. Kalbinizle de yapmanız gerekenler olacak, orada da çok iş var. Her şey her yaşta öğrenilebiliyor bunu tecrübe edeceksiniz. Adsız sansız ucube derdinizin artık bir varlığı, bir vücudu, bir nüfus cüzdanı var. Nefes alabiliyor, havuç rendeleyebiliyor, üç basamaklı sayıları kafadan çarpabiliyor. En önemlisi, bildiğinizi sandığınız ne varsa alt üst ediyor, size ve otoritelere meydan okuyor.

Ama işte, bir gün size en çok yardımı dokunacak şeyler neler oluyor. En eski şeyler, hatırladığınız en sevdiğiniz eski siz, mesela korkunca ettiğiniz ayetel kürsi. Mesela bir köpek, bir gitar, izlediğiniz ilk gün doğumu. Size ilk inanan ve sonra -yine de inanan kişiler. Aklınızda kalan bir meşenin ağaç olma, evet evet en klişe ilham veren hikayeleriniz, vay vay, neler biliyormuştunuz, unutmuşsunuz, duvarlara post it yapıştırıp aldığınız yeni yıl kararı, bunu uygulayabilmiştiniz ve pembe keçeli kalem. Bir şeyleri, birini çok seviyordunuz vazgeçmeden az önce, onlar. En basit şeyler. Üstüne neler neler öğrendiğiniz şeyler. Üstüne sevgililer sevgililer sevdiğiniz sevgili. Kendi bir yörüngeniz vardı ya, en eski arkadaşınız bilir o halinizi, sorun, sonra bunu o da söyleyecektir size, ileri gitmeyin artık geri gidin ve yaşamak umurunuzdadır* bilin.

*ismet özel

3.11.2018

tarhana



yalnızca seni ilgilendireni değil herkesi de ilgilendireni -ama biliyorsun genel olarak yalnız değilizdir
kendi ormanına inen kendi sisini değil herkesin içtiği kuyunun suyunu
senin evine giden yol önemli ama, herkesin de evlerine giden ayrı yolları

ama sonra her şeyle ve herkesle ilgilenmeyi değil, kendinle ve en yakınınla.
daralttıkça odağını daralttıkça
yer açılacak, tadı belirecek anların ekşi ve tuzlu

kendine bir kanepe alabilirsin
ve dört yöne taşlar dizebilirsin -sen şimdi kuzeydesin, büyükler kuzeyde yaşarlar

kendi sükunetini karnının içinde kuran
 kendine samimiyetle cömert olan başkasına da olabilir derler,
sonra düşüncenin ötesinde bir yere oturabilirsin,
aranmayan, yalnızca bakılan
evet dinliyorum denilen
-sen bile bazen söz dinliyorsun

sonra her şeyin tek bir cevabı var sanan o kişiye,
her şeyin çok çok cevabını koymak için bir torba dikebilirsin,
havayı hapsetmeyen ve içindekini küflendirmeden tutan.

28.10.2018

kurşun



Olan bitenin bir anlamı var idiyse, hayatı meğer ağız tadıyla yaşamışız, bu anlaşılsın diye. 
Sevilmişiz. İçimize işlesin diye bir gün sevilmedik, dokuz yıl sevilmedik. Sızıp duran sevgi,
hepsi kuruyunca anlayın, hepsi, olanı alacaktık, alalım diye.

Bir otobüs camına dayamış kafamızı yıldızlara bakıyorduk. Daha bilmiyorduk, ayak uçlu baş uçlu iki yeşil balıklı yüzük, daha parlamamış parmağımızda. Sevildiğimizi bilmiyorduk. Türlü dertle korunarak ve kulak tıkayarak, güneye gittik, sıcağa, tütüne.

Allah'ın ne çok adı vardı, Allah herkesin kalbinde ne çok başka birisi. Özür dilerim demeyi bilmiyorduk özür özür dilerim. Kedi gibi esnemeyi, bir yastığa sarılmayı, bir yumuşak battaniyeye dolamayı kendimizi, bir mum yakmayı bilmiyorduk, ısıtmayı. Başka bir yerde sanıyorduk evi, hep evin dışında bir yer gibiydi.

Alınmadık dersler insana hastalık, aynı dertte insanlar birbirine musallat olurmuş. Aynı tutunuk, aynı sevgi arsızı. Kendimizde direndiğimize yapışıyorduk. 

İçimizde kıvrılmış yumuşak bir hayvan* sürünerek ve ıslatarak geçtiği yeri, sarılın diyordu 
 ve bunu tek başınayken bile yapsanız yeter. Gözlerine bakın insanların ve söylemediklerini dinleyen küçük kulaklar geliştirin. Bir gün inanmanın başka bir yolunu bulacaksınız.

Kurşun döküldü, üzerliktik havaydık yedi derde devaydık. Başımıza gerilen örtü kalktı. Sonrasında yalnızca gökyüzüne yeşile bakmamız gerekiyordu.

*mary oliver/wild geese

7.09.2018

kendinle oturmak



insan insanla var oluyor da, 
insan bir diğerinin sevincini yerine koyuyor yahut yerinden alıyor da, geride bir şey kalıyor ya. oradan alınmayan bir öz, üstü kapandıkça açılan, çatırdayan. sessizlikte ve yalnızlıkta çıkıyor.

başkasının bahçesinde bulduğun, oraya kendi çantanda taşıdığın şey olabilir. insan başka bir insanla yoğrulsa bile ona kendisini asıl gösteren, yalnızlığında kendisiyle ne kadar oturabildiği. 

belki her yerde bir ev kurabilecektin. bunu bildiği için yazgın seni başka bir yere savurarak, ustalığın, yerlisi olmanın güvenli kibrinden koruyordu belki. adını bir şeyin başlangıcından almıştın, o yüzden başlangıçları büyülü yapabiliyor da gerisini getiremiyordun. böyle, dolunayı görmeden her yerin öğrencisi, hiçbir şeyin öğretmeni.

“kalemi onların elinden al. kendin yaz.” ilk duyduğun bu. son duyduğun ise, kaleme bağlanma. sımsıkı tutarsan çizgilerin keskin ve sert olur. karalayarak esneyerek çizmelisin. 

her kaybı kazanca dönüştürmek belki yeni dünyanın hikayelerinden biri. insan göğsü dileklerle dolu, bir çiçek dürbününden, durmuyor kum gibi akıyor her şey. zayiatı görecek birileri olmalı. zayiatla oturacak birileri. 

şimdi, kutlu bir an değil ama aradığın ev buna benziyor: şimdi. şükran ve tahammül, umut ve acılar burada. kendinle şimdide oturmak güzel bir sanat.

şimdinin damlarında  kayısılar serilir, çocuk gibi halıya uzanırsın, yanağını tozlu bir dokunuşa değer, sırt üstü yuvarlanınca gökyüzünü görürsün, hep de yeni gibidir. koşan çocukların terlik sesleri ve akan suda parlayan ellerin bu anda hep. çıplak ve kimsesizken de, ciğerleri sağlam olan herkes nefes alıp verebilir kendisiyle şimdiyi yaşayabilir ve nefesinin içinde kendini bulabilir. 

kalemle, insanla, evle ilgili derslere bunu da ekleyince güzel duruyor.

4.07.2018

Sevgiler


Soba yakmayı ve boyumdan büyük karda yürümeyi. Ağzıma aldığım otun içindeki sütü bulmayı. Dere kenarını. Su sesini. Deredeki akıntıda düşmeden durmayı. Kendimi karlara atmayı. Orman akustiğini. Bir köprünün üstünde durup altından akan bir suya bakmayı. Gece yağmur yağmasını.  Sabah güneş doğmadan uyanık olmayı. Tek başıma olmayı. Böyle zamanlardaki, unutulmayacak bir an yaşıyor olma hissini. Pencereden hiçbir şey göremeyecek kadar sis olmasını. Rüzgarla pencereden sızan kumun çıtır çıtır her yere yayılmasını. Çok büyük dalgalara bakmayı. Güneşin yosunlu taşlara vurmasını. Koyun ve keçilerin dönüşlerini. 
Rüzgarda yapraklara bakmayı. Güneşte uzanırken uyuyakalmayı. Derin bir denize atladığında insana korkudan on dakika gibi gelen o üç dört saniyeyi. Yosunlu bir yerin üzerinden yüzerek geçerkenki korkuyu. Kızakla bir tepeden kaymayı. Hanımeli kokusunu. 

Deep peace / Danovan

14.06.2018

Erik





Masalda prenses, zehirli bir elma, bir bilge veya geyik de olabilirdin. Ah ne çok seçenek var gibi duruyor, oysa zamanla bak pek öyle değil. Çocukluğundan beri yaptığın şeylere hiç bakmadın. Aman, onları herkes yapar. Sen masalda erik olacakmışsın.

 Emin misin? Mutlu musun? (çünkü bir kadın her zaman mutlu olmalıdır) Heyecanlı mısın? Yeteneklerini böyle mi kullanacaksın? Bizim istediğimizi vermeyecek misin? Ne kadar cimriymişsin. Kimsin sen? Sen söyleyemiyorsan, biz söyleriz. Ama anlatsana biraz daha, iyice anlat. 

Canın güneşe çıkmak istiyordu. Çıkmadın. Bütün önemli şeyleri avcunda sıktın,  pamuk şeker gibi bir cimcik kaldı. Fazla pembe, fazla şekerli, kaskatı. Onları bizim için çubuklara dolaya dolaya kabartmıştın, kendin yemeyecektin, yapmak istediğin böyle bir şey de değildi. Yine de rengini değiştiriverdin. Demek pembe sevmiyorsunuz, o zaman maviye boyayayım. Elindeki bu gönülsüz şeyler öfkeli ve yapışkan dert oldu sana.

Bir sürü dünyaların vardı dünyalar kavuşmak istiyordu, fırça ve mürekkep, zımpara ve balmumuyla yapabilirdin. Zamanla beliren bir şeydin, oluşan bir varlıktın.

Kendine ait odandaki gibi sevip sevişmek yazmak ve boyamak için kendinin layığı nedir? Tepside kalan son kenarı reddediyorsan işin var, ağacına bağlanmış renkli çaputların dileklerinden sorumlu hissetmiyorsan şimdi her ihtiyaca karşılık veremezsin, her meydan okumada ayağa kalkamaz, sinemez de, haklı kavgada susamaz da ve her çekiştirilen yere sürüklenemezsin -başka bir şeyin tadı olamazsın zaten erikten çok kuşburnuyken.

9.06.2018

fermente



22 yaşındayım, teyzelerime çocuklarını nasıl eğitmeleri gerektiğini anlatıyorum.

25 yaşındayım. veli toplantılarında sevgiyi sevgiyi sevgiyi anlatıyorum leo busgaclia'yım. umut doluyum, her şeyi sevgiyle hallediyorum.

27 yaşındayım. büyük ankara festivalindeyiz. şişme köpekbalığı şeklinde bir kaydırağın önünde yavrularının kayıp balığın dişlerinin arasından çıkmasını bekleyen ana babalara dudak büküyorum, çok biliyorum allahım her şeyi biliyorum. 

28 yaşındayım, hamileyim, mothercare’in orta yerinde bale figürleri yapan kız çocuğuna, sonra çocuklarına parasını ödemediği kitapları baştan sona yüksek sesle okuyan analara göz yuvarlıyorum. sonra işte 30 yaşındayım, 33 yaşındayım. 

çok daha keskin cevaplarla, cetvelimle çiziyorum gerçeği.

34 yaşındayım. ev dolup taşıyor, acaba müzikte mi acaba yazıda mı acaba kendini insanların ideallerine adamakta mı, sanatta mı?

35. young pope ile aynı havuzun dibinde sessizce dua ediyorum.

36. kapıları aralık bırakmak, köprüleri yakmamak hâlâ rahatsızlık veriyor, dürüstçe gelmiyor belki bu da geçer zamanla. belki çarptığım kapının, yaktığım köprünün ardındakini fazla önemsemektendir ve belki o da geçer zamanla.

orada olduğunuzu bilmek diyor, insana güven veriyordu. burada olduğumu bilmek galiba yalnız bana güven vermiyordu.

zaman zaman -her yaşta kulaç kulaç nasıl yeşilliğe düştüm sonra nasıl güzel bir maviye. kimse için değil hayat için ( şimdilerde nasıl diyorlar “Bir” için “Bütün” için) yüzerek. ama dün de olmamıştım, şimdi de olmuyorum, yarın belki bozuk çıkacağım. 

bir zaman, her şeye cevabım vardı, sonra yoktu. her şeyin cevabını bilen birini aramak güzel, bulmak korkunçtu. soru sormak tek başına yeterli olabilir miydi? şimdi ne çinçin ne harlem tüm dünya mahallem, öyle kırılmış, böyle birleşmiş, öyle yol gitmiş, öyle yaşamış olunca kendisiyle bu uzun yol arkadaşlığından insana bir kâr kalıyor, burada olduğumu bilmek –kimse olmadığında dahi, ben kimse olmadığımda dahi artık bana da güven veriyor. 

11.05.2018

yağmurda bir kavanoz



Yağmurda, kavanozu bahçedeki masanın üzerine bırakıp içeri kaçtım. İçeride bekliyorum bu su ne zaman birikir. Ne zaman birikir. Öyle çok şeye bağlı. Kavanozun ağzının genişliğine, yağmurun ağırlığına, süresine.

Saçakların altında durdum düşünüyorum.

Sert ve sağlam durmaya çabalıyordun. Seni iyi edecek olansa, yumuşacık bir kalpti.
Uykuya diğerleri kadar kolay dalamıyordun. Uyanayım desen uyanamıyordun da. Çalışamıyordun. Kendini ve başkalarını aynı anda aynı hızda affetmen gerektiğini düşünüyordun. O kadar kolay affedememek seni suçlu hissettiriyordu. Bu yüzden af da dileyemiyordun.

“Ağzının yayı kırıldı” sonra. Onda da haklıydın, belki anlatarak bitiririm demiştin. Bitmiyordu. Kalbini, korktuğun şeylerin yanında bırakmıştın, gördüklerin ağır geliyordu, haklıydın. Elinden geleni yapıyordun. Olmuyordu.

Kavanozun boş kalan kısmına sözler üfledim buradan. Sana kendi teninde huzur diledim. İstersen ipekten yap üzerine sarındığın gerçeği, dilersen pamuktan, yünden.

Elinden geleni yaptığını hatırlaman mümkün olmadığında bu kavanozdan sözler çıksın istiyorum, sen onun kapağına uzanmayı akıl edemeyecek denli üzgün, kırgın yahut öfkeliyken onlar seni bulsun. Sana desin ki, şimdi böyleyiz ama buradan geçeceğiz. Acilen mutlu olmamız gerekmiyor. Derin nefes alarak, ne yaşadığımızı bilerek, bunların içinden yürüyeceğiz.

Bu kavanozu senin için, gitmeyi en sevdiğin yere koymuş gibi yapacağım ve sen onu oradan almış gibi yapacaksın. Kendin, kalbin. Ruhun. Çok uzun zaman, çok sevgisiz kaldın, kendini ilgisiz bıraktın ama bir zaman başka türlüsünü yapamadın. Onu kaybettin sandın ama işlerin nasıl sonuçlanacağını hiç bilmiyorsun. Söylediklerin kimlerin saçını okşuyor, kimlerin aklında iyi bir sözle kalıyorsun, kendin çıkamadığın yollara başkalarını nasıl çıkarıyorsun hiçbir fikrin yok.

Sende tanıdık bir yaraya dokunuyorum, onu ben yapmadım, onu iyi de edemem ama görebilirim, sana ne muhteşem bir şey olduğunu söylesem, hayır merhamet böyle bir şey olmayabilir ama seni görüyorum, görüyorum, görüyorum. Seni dinliyorum. Sana dair hiçbir şey anlaşılmaz, karmaşık, saçma değil. Hafife alacağın kadar basit de değil. Dilediğin kadar yalnız, acılı ve tuhaf olmana izin var. Burada ve bütün dünyalarda benzerin ve karşılığın var oldu oluyor, bir ayna tutuyorlar güneşe karşı tepelerden görüyor musun?

Bu kavanozu hatırladığında, bu sözler, yağmur suyu, gün ışığı, uzak nehirler, denizler, çöl kumları, küller ve mineraller seni bulduğunda kalbinin yumuşak, tarifi kolay ama çok besleyici bir hamurdan yapıldığını da hatırla. Günler insanlar işler ve sen huzurla, birbirinizi sıkıştırmadan sığabilirsiniz içine. Mutlu olman, mutlu etmen, mutlu görünmen, başarman gerekmeden, bu halinle bu kısa ve kederli hayatın içinde bir yerin var, yaşıyorsun, aitsin. Burada bir yuvan, mutfağın, masan, yatağın var. Üşürsen çoraplarını giy, gözlüklerin kirlenirse temizle, ağla veya ağlama, gül veya gülme. Ama hayat karşısında güçlü, inatçı, sağlam olamadığın için kendini azarlamak yerine kendine yumuşacık sözler yazmak için bir defter tutmaya başla.


Fotoğraf buradan