2.05.2017

Hotel California


Bu şarkıyı çocukluk arkadaşım söylüyor gibi -ki hiç böyle çocukluk arkadaşım olmadı. Tozlu yollardan gidiyormuşuz. Büyük kamyonların rüzgarından gidiyormuşuz. Boynuna asmış gitarını da. Çingene çadırlarını, ağustos böceklerini geçmişiz. Otobüsün yanlışlıkla bıraktığı bir yerden, yürünerek varılması güç bir yere, eski bir yere, eskidiğinin farkında olmayan bir yere gidiyormuşuz. Çağlaların dallarda tüylü ve boz beklediği, buz gibi sulanmış çimenlerin altından görünmez suyun şırıl şırıl seslendiği gizli bir yere. Şu dünyada artık neye ihtiyaç yok diye sorsaydık, herhalde cevaplardan biri yeni bir Hotel California cover’ı olurdu.

Rivayete göre Sâlâh Birsel, öyküsünü beğendiği genç bir yazarı karşısına alıp “dünya öykücülüğünde ne gibi bir eksik gördün de öykü yazıyorsun?” diye sorar. Dünyada pek çok eksik vardır ama kim daha çok resim, daha çok şarkı, daha çok hikaye istiyoruz diye ağlar ki veya Hotel California’nın yeni bir cover’ı çıksa da dinlesek der? Yine de yaparız, söyleriz, çizeriz. Yapmadan duramayız. Benim bu şarkıyı duyup da kendime saklamayacağım gibi. Kalbimizi dolduran şeyler kireç tutmasın diye onları pencereden üfleriz ve biri de tutarsa mutlu oluruz. Üstüne bir de severse, ona yeni şeyler anlatmak için yeni bir şevk buluruz.

Söylenmeyen çok az sözün kaldığı da söylene söylene eskidi sayılır. Söylenen bazı güzel şeylerin, sözün kendisinden kaynaklı bir bozulmazlığı, bir hakikati olsa da –belki de sırf bu yüzden, kendimize özgü düzenlemelerini yapabilmek zaman alıyor emek alıyor. Bir cover bazı durumlarda yeni bir şarkı yazmak anlamına bile geliyor.

Biri bana deseydi ki 2017 yılında bacağında tayt, ayağına parmak arası terlik olan bir adamdan bir Hotel California cover’ı dinleyeceksin ve pencereyi açıp komşulara dinletmek isteyeceksin, niye inanmayayım? Bu kadar ayrıntılı bir kehanet olunca inanırdım ama California'nın burasının, Büyükcamili Köyü'nün camisinin oralara ne kadar benzediğini fark ettiğimden mi seveceğimi yoksa da git gide davulcudan uzağa gitmekteki güzellikten mi etkileneceğimi o zamandan bilemezdim.

Her konuda ‘bir cover daha’ mümkün bence ve bininci dinleyişinizde bile size yeni bir şey hissettiren bir şey her an yazılabilir. İskeleti değiştirmek değilse de üstüne giydirdiğiniz eti, içine üflediğiniz ruhu değiştirmek mümkün olabilir. Dünyayı imar etmekle kast edilenlerden biri, eski bir şarkıyı gönlünce coverlamak olabilir. Yenisi daha kötü olur diye bir şey yok, daha güzeli olabilir. Bu bana durduk yere umut veriyor.

Amaan Hotel California coverıyla bu kadar uğraşmaya değer mi? diye sormuşlardır belki ona. O da belki, benim bu şarkıyla bir meselem var demiştir. Mucize demiştir mucizevi olana gelir hesap kitapçıya değil.* Çölün ortasında, metruk, yıkık, ölü şu şehre gidelim. Eskiye benzemeyen, eskinin, üstüne çay dökülmüş bir fotoğrafına benzeyen bu tozlu yolu ve kenarındaki koltuğu bulalım, gömülelim içine. Dünya fani anladım, buradan pek çok kervan geçmiştir onu da anladım. Peki şimdi biz ne çalacağız? Nasıl çalacağız? demiştir belki. Yine de güzel (hatta orijinal) bir şarkıyı başka bir güzel şarkıya benzetenler (ve haklı çıkanlar) olur:



*ralph waldo emerson