20.09.2010

Çocuğunuzun Öğretmeniyle İletişim Kurarken

Bugün okullar açıldı. Sabah, yakındaki okulun saygı duruşu sireniyle güne başlayınca hatırladım durumu. Ben okula gitmedim. İznimi biraz daha uzattım. Miniklerin saygı kelimesiyle en çok karşılaştıkları yer okul sanırım. Saygı duruşu karşısında hep sinirleri bozulur, purrfftt! diye patlarlar bazen gülmekten. Onların dünyasında karşılığı yok çünkü. Eskiden çalıştığım bir ilköğretim okulunda müdür, zar zor sıraya giren çocukları bir güzel fırçalamış, "şimdi saygı duruşuna geçeceğiz, ardından istiklal marşını okuyacağız" demişti. "Kıpırtı görürsem yakarım!" Ben öğrencilerin yanında saygı duruşundayken rüzgarın sürüklediği bir cips paketi önümüzde talihsiz bir şekilde yuvarlanıyordu. Arkamdaki öğrencilerden biri korkuyla cips paketine fısıldadı: "Şşş kıpırdama!" Dudaklarımı ısırıp purfffttt yapmaktan son anda kurtuldum.
Evet gün itibariyle size çok değerli meslek sırlarını açacağım. Bunu da her zaman yapmam bilesiniz. İlköğretim haftası kutlamaları çerçevesinde yaptığım bir güzellik olarak düşünün.
Bu maddeler, öğretmen arkadaşlarımla sohbetlerimiz, benim kişisel gözlem ve düşüncelerime dayanmaktadır. Her öğretmene uygulanabilirliği yoktur. Çalıştığım kurumun bakış açısını yansıtmamaktadır.
Herkesle iletişimimizde dikkat etmemiz gereken kurallar, çocuğunuzun öğretmenleriyle konuşurken  da geçerlidir. Ben yalnızca öğretmen dünyasına özgü maddelerden bahsedeceğim.


1.  Bir çocuk, anne babası tarafından ne kadar sahiplenilirse, okulca da o kadar sahiplenilir. Yani bir çocuğa evde çok değer verildiğini, aklı başında bir ailesi olduğunu bilen öğretmenler o çocuğa farkında olmadan biraz daha dikkat etme eğiliminde olur. Örnek: Derste küfür eden, bağıran, teneffüslerde engelli bir öğrenciyi  sıkıştırıp döven bir öğrencimiz vardı. Velisi okula geldiğinde, eğitimli, bilinçli, işbirliğine hazır bir veli olduğunu gördük. Çocuğuna özen gösteriyordu. Ama neden böyle olduğunu anlamamıştı. Terbiyesini okulun sorumluluğuna bırakma gibi bir niyeti yoktu. Kendisini aşan bir durum olduğunu fark ederek öğrencimizi psikoloğa götürmeye başladı. Öğretmenlere daha anlayışlı olmak düşecekti. Sabır ve zamana ihtiyacımız olduğuna bizi velinin tavırları ikna etti. Veli bu süreçte ebeveyn olarak kendindeki bazı hataları da fark etti ve psikoloğun verdiği bilgilerden bizi de ilgilendiren kısımları bizimle paylaştı. Öğrenci yavaş yavaş değişti. Öğretmenlerin, bu kadar samimi ve çocuğunun arkasında duran bir veliye kayıtsız kalamayacağını düşünüyorum. Çocuğunuzu sahiplenin. Çocuğunuzun hatalarını inkar ederek kaçmayın. Çocuğunuz ve okuluyla işbirliği yapın. 
2. Öğretmenle görüşmeye gittiğinizde fazla vaktini almayın, lafı dolandırıp süslemeyin. Ayrılırken mutlaka, vakit ayırdığı için teşekkür edin. Öğretmenler çoğunlukla derslerden yorgun çıkarlar. Ders aralarını kendilerine ayırmaya hakları vardır. Ayrıca onların da iyi günleri, kötü günleri, bir hayatları vardır.
3. Öğretmenin, çocuğunuz üzerinde iyi etkisini görürseniz bu gözleminizi öğretmenle paylaşın. "Ayşe, evde birbirimizin sözünü kestiğimizde bizi uyarıyor, siz öyle öğretmişsiniz" "Ayşe, biz söyleyince dişlerini fırçalamazdı ama şimdi fırçalamadan asla yatmıyor". "Ayşe sizi seviyor." "Ayşe dersinizi seviyor" Bunların hepsi gerçek olmalı:) Şunu her görüşmede hatırlayın: Kendisinden memnun olunduğunu bilen bir insan her zaman daha iyisini yapmaya çalışır. Bir gün de okula "Ben Ayşe'nin durumunu sormak için değil, size teşekkür etmek için geldim" deyin.
4. Çocuğunuzu fazla övmeyin, fazla şikayet etmeyin. Önemli gördüğünüz bir kaç meseleden bahsedin. "Çok sosyal bir çocuktur, çok dikkatlidir, çok titizdir" demeniz, orada bulunma amacınıza hizmet ediyorsa söyleyin, yoksa söylemeyin. "Evimizin prensesidir, o benim paşamdır" gibi yüceltme cümleleri akrabalarınızın yanında belki şirin karşılanabilir ama okulda değil. Ayrıca ayrıcalık beklemeyin. Tüm sınıf için faydalı olacak bazı önerilerle gidebilirsiniz, ama durup dururken çocuğunuzun sevdiği arkadaşıyla oturması, başka sınıfa alınması, bir görme kusuru olmadığı halde ikinci sırada değil birinci sırada oturması, grup lideri olması, bir göreve seçilmesi gibi işlere karışmasanız iyi olur. Karışırsanız da bir şey olmaz. Bunları anlayışla karşılayan çok öğretmen vardır ama kredinizi ufak tefek pek çok taleple sene başından tüketip "arıza veli" olmayın derim. Sonra daha önemli meselelerde ciddiye alınmayabilirsiniz. 
5. Öğretmenler için can alıcı soru: "Sınıfımız için, sizin için yapabileceğim bir şey var mı?" Örneğin bazı devlet okullarında sınıf öğretmenleri kendi sınıflarına pano veya perde yaptırır. Bu gibi işler sizin okulunuzda da varsa, işin bir ucundan tutabilir, bir tanıdığınıza yönlendirebilirsiniz. Bu soruya genelde "hayır, teşekkür ederim" diye cevap veren öğretmen, sizi daima kibar ve düşünceli biri olarak hatırlar. Öğretmenle görüşmeye giderken ayarlarınızı şu yönde yapın: "Talep etmeye değil, işbirliği yapmaya gidiyorum."
6. Bir öğretmenle (genelde branş öğretmenleri için geçerlidir) ilk kez görüşmeye gittiğinizde, öğretmenler odasına girip, "Ben 6-C'nin matematik öğretmeniyle görüşecektim" derseniz, 6C'nin matematik öğretmeni hiç çaktırmadan odadan çıkmakta olan öğretmen olabilir! Böyle durumlarda diğer öğretmenler hemen güçlerini birleştirir ve "işte orada, kaçıyor!" demek yerine "hmm buralardaydı, siz bir de alt kata bakın belki nöbetçidir" diyebilirler. Derler demiyorum ama diyebilirler:) O yüzden öğretmenlerin isimlerini bilin ve isimleriyle arayın. Herkesin en çok kendi ismini duymaktan hoşlandığını kim söylemişti? "Ben Ayşe Yılmaz'la görüşecektim."  derseniz "Buyurun benim!" diyen biri çıkar.
7. İdealist olmanın en çok yakıştığı kişiler öğretmenlerdir ama diğer yandan mesleki tükenmişliğin de en çok görüldüğü meslek öğretmenliktir. Bazı öğretmenler, yeterince maaş almadıklarını, yeterince saygı görmediklerini, ders yüklerinin fazla olduğunu, takdir edilmediklerini zaten yeterince düşünürken, onların bu düşüncelerini haklı çıkaracak şekilde yıldırıcı davranmayın.
8. Şu bir gerçektir ki, çocuğunuzu kimse sizin kadar sevemez ve kimse onu sizin incelediğiniz kadar inceleyemez. Öğretmenin çocuğunuz hakkında ne kadar az şey bildiğini fark ederseniz alınganlık göstermeyin. Çocuğunuzun temel özelliklerini kısaca anlatmayı deneyebilirsiniz. "Biraz çekingendir. Arkadaş edinemez diye endişeleniyorum" gibi bir şeyler derseniz bunlar büyük ihtimalle ortalama duyarlığa sahip bir öğretmenin aklında kalır ve örneğin bir sonraki grup çalışmasında çocuğunuza, arkadaşlarıyla daha çok etkileşimde bulunabileceği kilit bir rol vermesini sağlayabilir.
9. Okula çok sık (iki haftada bir çok sıktır mesela) gelen, her gelişinde aynı soruları soran, aynı sorunlardan bahseden bir veli olmamaya çalışın.
10. Çok ciddi (haraç kesme, hakaret, şiddet, taciz gibi) durumlar yoksa, çocuğunuzun okul hayatında yolunda gitmeyen her şey için sıra arkadaşını veya sınıf arkadaşlarını suçlamayın.
11. Günümüzde okul yönetimleri ve milli eğitim müdürlükleri, velilerin memnuniyetine daha çok önem vermektedir. Memnuniyetinizin de şikayetinizin de, sandığınızdan daha önemli olduğunu unutmayın. Her ikisini de bildirmekten çekinmeyin.
12. Allah kimsenin çocuğuna yaşatmasın ama yazmakta fayda var: Sözel ve fiziksel şiddet, cinsel imalar ve şakalar, ayrımcılık, davranış ve duygu bozuklukları gördüğünüz durumlarda okul idarelerine ve bağlı olduğunuz ilçenin milli eğitim müdürlüklerine bilgi vermekte gecikmeyin. Bazı veliler, "şimdi çocuğuma takacak, notunu düşürecek, diğer okul çok uzak, okulunu değiştiremem" gibi sebeplerle çocuğunu hiç de hoş olmayan ortamlara sabretmeye zorlamaktadır. Öğretmenler, yalnızca mesleğe başlayacakları yıl, ruhsal durumlarının normal olduğuna dair rapor alırlar, daha sonra çok aşırı bir durum olmadığı sürece bir daha böyle bir muayeneden geçmek zorunda kalmazlar. Öğretmenler de insandır. Ruh sağlıkları yıllar içinde bozulmuş olabilir. Bozuldukça tamir edilmeleri, edilmeleri mümkün değilse öğretmenlik yapmamaları gerekir. Böyle bir durumda mücadele etmek, sadece kendi çocuğunuza değil, diğer çocuklara karşı da sizin sorumluluğunuzdur.


Yukarıdaki bazı noktaları fazla iyi niyetli bulabilirsiniz. İyi niyetin her zaman karşılığı olmadığını biliyorum. Ama başlarken iyi niyetle başlamak iyidir. Etaplar zorlaşırsa başka maddeler düşünürsünüz.
İnşaallah hepimizin hayatında çocuklarımıza değer veren, onların kişilik inşası ve başarısı için bizimle beraber emek veren güzel öğretmenler olur.

14.09.2010

Şenol Hoca

Herkesin çalıştığı yerde biri olsun sırtını dayadığı. Herkesin evinde biri olsun sırtını dayadığı. Ya da biz mesela birinin hayatındaki sırtını dayayabileceğisi olalım. Şenol Hoca üç yıl benim için o oldu. Çok yeniyken ben. Bir okul müdürü veya yardımcısının ne dediğinde aslında ne demek istediğini anlamayacak kadar yeniydim. Kiminle arkadaş olursan kimlerin seni ne sanacağı gibi yazısız kuralların olduğu yerlerde yeniydim. Hangi sendikalı olursan müdürlerle iyi anlaşacağını ve bünyeye uygun bir ders programını hak etmek için bir müdürle anlaşmak gerektiğini bile bilmezdim örneğin. Gerçi müdür hiç arkadaşım da olmadı ama ters düşmeden de, yakın olmadan da çalışmanın yolu varmış. Lakin o kadar kurt olmadığım için listeleyemem şu an:)
Sadece eskilerin alabileceği kokular vardır. Şenol Hoca bir eski kurt. Baktım ki dedikleri doğru çıkıyor. Dur dediği zamanlarda durdum. Sen karışma dediği zamanlarda karışmadım. Ortadan kaybol dedi kayboldum (misal, yirmiüç nisanda protokol davetiyesine kurdele takma işi). "Kötü adamlar peşinde! Her yerde seni arıyorlar" gibi korumuşluğu vardır. Bir yönetici, odasında ağırladığı çok nüfuzlu bir velinin yanına beni çağırıp bazı ayrıcalıklar talebinde bulunduğunda nasıl aptalı oynayıp kibarca sıyrılabileceğimi filan onun çırağı gibi, susup yaptıklarını izleyerek öğrendim. Cilala parlat sabrıyla. Sonra zamanla da "çok ayıp ediyorsunuz ve bakın bu durumu şikayet edebileceğim tanıdık merciler varrr" gibi bir hava yaratmayı.
Şenol Hoca her yıl hangi sınıfı alsa "iyi bir sınıf" yapmadan bırakmazdı onları. Yeteneklerini kavrar, rol dağılımı yapar, herkese bir iş verir, kabadayılarla işbirliği yapar, sınıf başkanlığıydı filan derken her çocuğun elinden bir şekilde tutardı. O sınıftaki çocuklar genellikle kaybolmaz, silinmezdi. Hepsini tanırdı. Ama tuhaf bir şekilde de korku uyandıran ve sert görünümlü bir adam. Kocaman ve esmer. Ayrıca çok iyi kızma taklidi yapıyor, insan anlamıyor gerçekten kızmadığını. Ama gerçekten kızdığı zamanlar da var. O zamanlar da, halıyı döven adam misali, cefasının sana değil, halıdaki toza olduğunu mutlaka hissettiriyor. 
Bayram sonralarında kendi sınıfındaki öğrencilerden birer tane şeker getirmelerini istiyor. Sonra alıyor o çocukları, karşı binaya, birinci kademedeki kardeşlerine götürüyor, mini mini birlere. Herkes kendi şekerini oradaki bir miniğe vererek bayramlaşıyor.
En çok, çay bardağının kaybolmasına kızıyor. Bardaklara kendince işaret koymak onun işi. Bir keresinde bardağına, birinden aldığı bordo ojeyle Ş.T yazıyor.
Yatılı okulda nöbet tutuyor bazen. Gençlerle oturup kalkıyor, yemek yiyor, yemek pişiriyor. Ailesinden uzakta olanın ailesi olmaya çabalıyor. Kiminin cebine harçlık koyuyor, kiminin cebine harçlık koyacak birini buluyor. Böyle bir adam. 
Çocuklarını sahada eğitiyor. Bahçeleri, köy evi var. Orada damla sulama çalışmaları var. Domates yetiştiriyor. Tavuk besliyor. Çocuklarının bahçede çalıştıklarını keyifle anlatıyor. Bir keresinde tavukları dağınık ve belirsiz yerlere yumurtladığı için yumurtalara ulaşamıyorlar ve israf oluyor diye oğluyla bir anlaşma yapmıştı. Tüm gün tavukları takip edecek; toplayıp getirdiği yumurta başına belli bir miktar para alacaktı. Tom Sawyer'ı hatırlıyorum onun çocuklarının hayatına baktıkça. 
İki yıl kadar önce, beraber çalıştığımız okuldan ayrılırken ben, bana bir şeyler söylemişti beni çok ağlatan. Şimdi hiç birini hatırlamıyorum. O kadar ağlamıştım ki... unutmuşum. Geçen hafta duydum ki bir kalp krizi atlatmış. Aradım geçmiş olsun demek için. "Hastalık, bedenin zekatıdır" dedi. Bu kadar.
 Herkesin sırtını dayadığı birisi olsun iş yerlerinde. Biz de birinin sırtını dayadığı biri olalım yeterince büyüdüysek. 
Stajyer şaşkınlığıyla ayaklarımız kayar gibi olduğunda elimizden tutup bizi ayağa diksin. Biz "geçmiş olsun" derken "geçti bile" desin. Ayrılmamız gerektiğinde yine elimizden tutup bizi ağlatan ve mutlaka unutacağımız güzel bir şeyler söylesin. Ömür boyu "neydi acaba?" diyelim. 
Kötü adamlarla bizim adımıza zaman zaman muhatap da olsun mümkünse.

7.09.2010

Postcrossing nedir?

Yıllardır posta kutunuza market broşürleri, halı yıkama ilanları ve faturalardan başka bir şey gelmiyor mu? Artık üzülmeyin çünkü Postcrossing var!

Postcrossing, dünyanın her yerinden, hiç para ödemeden, adınıza kartpostal gönderilmesini sağlayan bir sistem. Tabii önce siz gönderiyorsunuz. Ne kadar kartpostal gönderirseniz, size de o kadar kartpostal geliyor.

Ayşe doğunca hemen onun adına da bir hesap açtım Postcrossing’de. Amacım onun için geleceğine kartpostallar yollanmasını sağlamak. Şöyle bir hayal kurdum: Ayşe büyüyüp İngilizce öğrendiği zaman ona bu kartpostalları birer birer hediye edeceğim. Her gün veya her hafta bir tane. Ayşe’nin Postcrossing profiline de şöyle bir mesaj yazdım: Yaşadığınız yerin en ilginç özelliğini, gününüzün nasıl geçtiğini veya çocukken size verilmiş ve işinize yaramış bazı öğütleri veya hayatın en güzel yanının sizce ne olduğunu yazabilirsiniz.
Böylece Ayşe, büyüdüğünde elinde dünyanın dört bir yanından gelmiş rengarenk ve çok ilginç cümlelerin olduğu kartpostalları olacak:) Hem de hepsi "Sevgili Ayşe" diye başlayan. Hem de hiç tanımadığı insanlardan!
Ben, Postcrossing’e üç yıldır üyeyim ve evimde bir kartpostal hazinesi var. Gelen kartpostalları arada bir çıkarıp bakmak, gruplandırmak, arkalarını okumak hala çok zevkli. Postcrossing sayesinde Finlandiya’dan bir mektup arkadaşım oldu. Sürekli dünyayı gezip bana fotoğraflar, gezi notları ve yeni kartpostallar gönderiyor (Amelie'nin babasının bahçe cücesi misali:) Bir seferinde bir deftere Finlandiya’yla ilgili bilmem gereken ne kadar şey varsa (müzik, tarih, popüler kültür, turistik yerler, spor vs) hepsiyle ilgili resimler yapıştırıp açıklamalar yazmıştı.

Geçen yıl, 9. sınıf öğrencilerine Postcrossing'den ödev notu vereceğimi söyleyince öğrencilerim ağlamaklı olmuştu ("Hocaaaam n'oooluur yaa kartpostal mı kaldı ki?"). Postcrossing yıl sonu not ortalamalarını etkiledi (bazı çocukları nottan başka bir şeyle motive edemiyorsunuz, ne yapalım:) Her sınıftan iki-üç kişi dışında tüm öğrenciler, dönem sonunda kendi adlarına Postcrossing yoluyla gelen 10 kartı bana göstererek notlarını aldılar. Not kısmı onlar için önemliydi. Benim için önemli olan, onların kendi adlarına gelen İngilizce bir şeyi okumaya çalışmaları, bundan zevk almaları, sevinmeleri ve başka kültürlere kendilerini açmalarıydı (Biliyor musunuz bir çok çocuk hala "neden onlar Türkçe öğrenmiyor da biz İngilizce öğreniyoruz?" diye soruyor. Bu proje onlara güzel bir cevap oldu:). Projenin sonunda bazıları not derdi bitmesine rağmen Postcrossing hesabını kullanmaya ve kartlarını göstermeye devam etti. Hatta aramızda değiş tokuş bile yaptık. Üzerinde rengarenk posta kutusu resimleri olan bir kartı bana vermesi karşılığında bir öğrencime 5 kart teklif ettiğimi hatırlıyorum:)

  • Yapmanız gereken şey, siteye girip kayıt olmak.
  • Bir kullanıcı adı ve şifre seçmek
  • Send a postcard ‘a tıkladığınızda e-mail adresinize, kartpostalı göndereceğiniz kişinin adres ve profil bilgileriyle beraber bir kod numarası geliyor.
  • Profilde, mesaj yazmanızı isteyip istemediği, ne tür kartlardan hoşlandığı gibi bilgiler var. Kartınızı atarken, kod numaranızı da karta yazıyorsunuz
  • Böylece kullanıcı, kartı aldığında postcrossing sistemine sizin kodunuzu girerek kartın yerine ulaştığını onaylamış oluyor.
  • O onayladığı için size de herhangi başka birinden bir kart gelmesi için hakkınız olduğu sistemde görülüyor.
  • Bir kart ortalama 15 günde gidiyor.
  • Yeni üyelerin tek seferde 5 adres alma hakkı var.
  • Eğer yeterince çok ve sık kart gönderirseniz belki haftada iki-üç gün posta kutunuza yeni bir kart geliyor ve bu müthiş bir duygu.
  • Size kart geldiğinde siz de kartın üzerindeki onay kodunu sisteme giriyorsunuz.
Adımlar, burada anlattığım kadar uzun sürmüyor. Hiç üşenmeyin, kaydolun. İnanın siz de çocuklarınız da neşeli ve sürprizlerle dolu bir hobiye kavuşmuş olacaksınız.

Not: Resimlerde, bana gelen bazı kartpostalları görüyorsunuz.