Yalnız kuş

Tuzluydu. Geçtiğin yıllarla ilgili söyleyebileceğim şey buydu. Neden yaşıyorsun biliyor musun? Telefonun ucunda bir ses olmak için. Günün birinde nasılsın diye bir mesaj atarlarsa iyiyim sen nasılsın diyebilen bir ses olmak. Herkes cevap vermez biliyorsun, biliyorlar. İşte sen bu dünyada bunun için varsın. Günaydın diyene günaydın demiyorlar bazen, oysa sen dersin. Yalnızlığın bazen o kadar büyük o kadar gerçek, o kadar çaresi olmayan bir yalnızlık gibi gelir ki sana, hani dersin, herkesin bir kimsesi var da, benim neden yok. Sonra pencereden sızan güneşten bile teselli bulabilirsin. Herkes bulamaz. Sen var olan güzelliği derinin içine sünger gibi çekip ve sonra umutsuzluk anında sıkıp suyunu çıkararak ağzına damlatır ve susuzluğunu giderirsin ve odadaki herkesinkini de. Galiba senin umutsuzluğunu ve yalnızlığını bu yüzden ciddiye almıyor, gamsız diyorlar sana. Fazla hassas olduğundan böyle, diyorlar. Yoksa bal gibi de yaşıyor ve her şeyi halleder, istese ama istemiyor. Ağlayıp sızlanıyor diyorlar diye şimdi sustun. Annesi asla gelmeyen bebeklerin sustuğu gibi ve hallettin bu meseleyi de bravo. Bu yüzden severler seni biraz da, vazgeçebildiğin için. Kimsenin canını sıkmaz, koltuğundan kaldırmaz kimseyi, rahatsız etmezsin.

Kimsenin olmadığı zamanlarda günışığın var. Pencereden sızan güneşten medet ummak değil de, teselli bulmak yaptığın. Bak diyorsun kendine bu güneş bu açıdan buraya benim için gelmiş olmalı. Başkalarının sana nahiflik dediği ve hem salaklığın hem en büyük gücün bu incecik tesellilerin senin için hayata bağlı halatlar olması. Onların her şeyi var, onların kocaman aileleri, dedikodularını yapabilen ve yapabilecekleri akrabaları var. Senin sırtını dayayabileceğin bir dağın yok senin sadece acaba tazminatımı öderler mi diye düşünerek yokuş yukarı yürürken koyu kırmızı bir gül gördüğünde kokuyor mu ki deyip ona eğilebilecek kadar gücün var.

Bu incecik gücün, neyine yeter bilmiyorum söz de veremem ama görüp kokladığın ve tadına baktığın, fark edilmeyen yosunları taşlarda sen anlarsın, çöp kutusunun kenarından sarkan poşete tutunmuş uğur böceği gibi şeyleri de, sen bunlarsın demek değil de, sen bunlardansın, sen bu halktansın, bir gölün dibinden yukarı uzanan bir bitki gibi, örümceklerin sadece doğru yerden bakınca görünen o tek başına ışıltılı ağları gibi ve bilirsin ki örümcek ağlarını  birleştirdiklerinde dünyanın en sağlam iplerini yapıyorlar çelikten daha sağlam. Bir mağarada düşen bir damla sesi gibi ufak ve ürperten bir yankı gibi veya pek uçmayan bir kuş gibi, sadece kanatlarını açtığında yüzlerce renkli gözü olan.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil ama dağılsan düşün ki o dünya dağılır, hayvan ve bitki kardeşlerin hissederler, çünkü onları çok fazla sevdin ve hepsini kalbinde taşıdığın için dayandın. Bir ailen olduğu için değil bir ailen olmasına rağmen dayandın. Ayılarla kurtlarla güllerle yosunlar ve üzerliklerle sevdiğin dağınık, elinden tutmayan, elinden tutulduğunu hissetmediğin bir dünyaya dayandın. Şimdi de bu dünyada birinin veya bir şeyin senin tanıklığına veya sadece durmana ihtiyacı var. Sessizliğin bile çok şeydi. Dayanmak için tek bir küçük şeyi işaret olarak görmeye hazır, gözünü açmış bekleyen biri için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SANATÇININ YOLU KİTABI 6 HAFTALIK BAŞLANGIÇ ATÖLYESİ

Sizi, eğitimcilik ve danışmanlık birikimine, mizah yeteneği ve hayalgücüne çok güvendiğim arkadaşım Ayşenur Yılmaz'ın atölyesine davet e...