Ben Bir Gün

 


Ben bir gün, bir sonbahar günü kıyıda bir kayığın dibinde dağ çileği satan bir kadından dağ çileği aldım

Bir gün soğukta karanlıkta ışıkları yanan tek dükkanda kahve içtim

Bir gün yağmurda yürürken sevdiğimin koluna girdim

Ben bir gün bir bebek doğurdum ve onu sevmeyi öğrendim

Ben bir gün bir söğüt ağacı altında oturdum ve bir şarkı dinledim

Bir gün benim de tam hayal ettiğim gibi arkadaşlarım oldu.

Ben bir gün bir şarkı yazdım

Bir gün bir atın üzerinde dörtnala koştum

Bir gün herkesin de bir şekilde öylece yarım yamalak hem çok hem az hem yalnız hem birlikte olduğunu anladım. Kırılıp dökülmeden sünger gibi hamur gibi dere gibi yaşayıp gidebilirdim artık

Bir gün evimde çiçek besleyebilmeye başladım. Artık ölmüyorlardı

Bir gün yazamıyordum. Onun yerine çiçek resimleri yaptım

Ben bir gün paraşütle atladım ve havada asılı kaldım. O günden beri uykumda olur, kazada olur, hastalıkla olur ama heyecanlar ararken ölmek, saçma olur dedim, ölmekten korktuğumdan değil de, o kadar da bayılmadığım bir şeyi sırf herkes yapıyor ve yapılmalı diye yaparken ölmekten korktuğumdan.

Bir gün kendi yanımda değildim belki, başkaları vardı,

Bir gün kendimin de orada olduğunu gördüm

Bir gün o kadını geriye baka baka sevdim,

Bir gün bir baktım ben kendi içime oturmuşum duruyorum


"Ben bir gün"ü, Dilşad'ın (1deligibi.blogspot.com) Nar Günlükleri'nde bize okuduğu aynı adlı bir yazıdan ilhamla yazdım. 

görsel: fidancilar.com

İşe Yarar Bir Şey


  •  Karga resmi yapan çocuk. Tren tuvaletindeki karga resminin altını rujuyla çizen kadının resmi tamamlaması. Sanatçılar diğer sanatçıları severler. Onları korumak isterler, onlardan çekinirler, onlardan etkilenirler, onlara kendi sanatlarıyla cevaplar vermek isterler.
  •  Kendi kitabını yayınlatmak hem bir utanç hem bir direniş gibi. Kötü bir başlangıç gibi ama bir başlangıç. Belki başka türlü hiç başlamayacak bir şeyin başlangıcı, avuntu.
  • Bir şey yazdığında onu kimin bulacağını aklında neyin kalacağını en çok neyi seveceğini asla bilemezsin.
  • İyilik nerede? Birini yaşatmada mı, öldürmede mi? Yoksa kararını çoktan vermiş birinin karşısında bir saat daha oturup şiir konuşmakta mı?
  •  Avukatlık mı daha işe yarar, şairlik mi?
  • Hemşire olarak hayatları kurtarmak mı, hemşire olarak bir insanın nasıl öldürüleceğini bilmek mi iyiliktir? Çello çalarak gürültü yaparak mı iyilik etmiş olursunuz yoksa birinin penceresinin önünden geçip ona yaşamanın sevincini hatırlatarak mı?
  • Şair hayatı pencereden izliyor. O yüzden de pencere kenarında yatan felçli bir adamın pencereden bakıp nelerin hasretini çektiğini, perdeleri kapatmak isteyebileceğini anlayabilir. Şair biraz felçli biridir. Arkadaş toplantılarına gidemiyor, gerçek işlerle uğraşamıyor, belli bir mesafeden merak duyuyor, içine girerse kırılıp parça parça olur, soru soruyor, röportajlar yapıyor karşısına çıkan herkesle ve bir kamera gibi izliyor izliyor izliyor. Hayat üzerine meditasyon yapıyor ama hayatın az bir kısmını yaşıyor. Yaşadığını da malzemeye çeviriyor. Bu yüzden samimiyetsizlikle suçlanıyor, yeterince insan olmamakla. Ama o “insan” olamadığı için şairlik yapıyor zaten. Şairlik tanıklık etmektir, işte bu felçli adamın kim olduğuna, son sözlerine, ölümüne, kızın onu öldürmesine. Zaten katılımcı olduğunda, tıpkı Canan’a yardım teklif ettiği zamandaki gibi terslenebiliyor, üzerine vazife olmayan bir şeye burnunu sokmuş gibi yadırganıyor, püskürtülüyor. Şair, insanlar arasında gerçek bir insan gibi duramıyor, durunca yaşamayı öğrenebilir ama yalnızca yaşamaya kaptırırsa yazamaz, gerçek hayat, içinde hem yaşanılacak hem de yaşanılan anda anlam verilecek ve sözcüklere dökülebilecek kadar kolay değil. Birinin pencereden izlemesi lazım, işte şair de bu kişi.
  •  Avukat olarak çoğu insanın onayını almak mümkün ama şair olursan, 1. şair olduğunu gizlemek zorunda hissedersin çünkü ciddiye alınacak veya kendini tanımlayabileceğin bir meslek değil 2. Birileri, en çok da şairler, seni köşeye sıkıştıracak, güzel yazıyor olduğunda, en çok da güzel yazıyor olduğunda bu kez, neden herkes gibi senin de çıkıp hayatı yaşamadığın sorgulanacak. Değer mi bunlara, bunlara değer mi?
  • Aynı dili konuşan biri mutlaka vardır. Bir karga gördüğünde, senin gördüğün kargaları da içine alan bir hikaye anlatacak. Ona Cortazar’dan Sarı Çiçek dediğinde hikaye ne kadar uzarsa uzasın merak edip dinleyecek biri olacak.

Evin

Evin neresi? İşte burası, şu olduğun yer. Yağmur yağıyor. Evin yağmur. Okuduğun, söylediğin sözler evin. Yedek anahtarı yok, çatısını yağmur...