Kayıtlar

dame paz y dame guerra*

Resim
Buraya nasıl geldiğini bilmeyen adam buradan çıkamaz diyor Maya Angelou. Ben çok istedim belki,  bunda bir sakınca da yoktu aslında bir yere kadar. Belki istememekteydi sır, belki sınırlardaydı bilmiyorum. Ağaçlara bakmayı severim. Ağaçlardan bahsettikçe onları kendime çağırırım. Ağzımda yanık bir tat var, içim, ciğerlerim, midemden keskin yanık bir his geçiyor. Ağaçlar her şeydir. Çamur ve kurumuş yapraklar üzerinde yuvarlanamayacağım bir dünya düşünemem. İstediğim kadar düşünemeyeyim, insan her şeye var, insan her şeye alışır, insan karşı olduğunun yanında bile durabilir gün gelir. İnsana güven olmaz, ağaca da, yazıya da ama bir şeye güven olur. Her şeyin bitip başlayacağına. İyi günler gelecek ve kötü günler. Bu hiç şaşmaz. Mesela buralar önceden denizmiş. Mesela milyon yıllık deniz kestaneleri topluyorsun bugün dağlardan. İnsanın halısı uçar ve bu yalnızca inanarak olur. Öyleyse neden bırakır ki insan inandığını? Toprakları kapatılmış Kızılderililer gibi çadırımın önünde oturup

Değer

Resim
   Saçların dokunulmak ister, yumuşacık, sabırla, acıtılmadan taranmak. Bedenin çitilenmeden yakılmadan, donmadan yıkanmak ister. Ayakların yürümek gitmek dans etmek ister. Ellerin yapmak ister, karıştırmak dökmek yoğurmak yazmak taşımak kazımak kazmak oynamak dizmek bozmak. Yanağın sevilmek ister. Elinin dışını hafifçe sürersen yanağına anlarsın. Gözlerin bakmak ister, böyle beslenir ve ona daha çok besin veren bir şey daha vardır. Başkalarının da ona bakması.  Varsın ve varlığının bir anlamı var. Sevilmeye layıksın, güvendesin. Bu duruşların, bu kalkamayışların sebebi, temassızlıklar veya aşırı temaslar da olabilir. Kendini temizlemeye, beslemeye değersin Kendinle mücadeleye de kendini bir beşikte sallamaya da değersin Somurtmaya ve oynamaya Kasılmaya ve dans etmeye Gerilmeye ve gevşemeye Hayatı fazla ciddiye ve fazla hafife almaya Çabasızlığa   ve gayrete Yaşamanın içini doldurmaya, sahneyi kaplamaya değersin

Nar Günlükleri Yazı Buluşmaları

Resim
Yeni yazı buluşması 6 Ağustos Cuma günü başlıyor ve 7 hafta Cuma günleri buluşarak sürüyor. Saat 21.00-22.00 arası. Her hafta bir veya iki yazı konusu getiriyorum. Bedenimizde ve ruhumuzdaki güzellikler, beslendiğimiz kaynaklar, ilhamlarımız ve süper güçlerimizden bahsediyor, bolca kendimizi övüyor ve hayatımızı kutluyoruz. Kutlamayı herkes kendi dininde, kendi dilinde yapıyor. Yazdıklarınızı paylaşma ve okuma zorunluluğunuz yok. Amacımız edebi parçalar üretmekten çok (ama güzel metinler de çıkıyor), hayatımızda tutunabileceğimiz iyi şeylere karşı gözümüzü açık tutma egzersizleri yapmak. Yazma özgürlüğü ve izninden de bahsettiğimiz sıcak, destekleyen bir ortamı birlikte kuruyoruz. Program ücreti toplam 280 tl İki kişilik burs kontenjanı var.  İletişim🌱  hilalkaran24@gmail.com Fotoğraf:  Justin Kauffman  /  Unsplash

Yalnız kuş

Resim
Tuzluydu. Geçtiğin yıllarla ilgili söyleyebileceğim şey buydu. Neden yaşıyorsun biliyor musun? Telefonun ucunda bir ses olmak için. Günün birinde nasılsın diye bir mesaj atarlarsa iyiyim sen nasılsın diyebilen bir ses olmak. Herkes cevap vermez biliyorsun, biliyorlar. İşte sen bu dünyada bunun için varsın. Günaydın diyene günaydın demiyorlar bazen, oysa sen dersin. Yalnızlığın bazen o kadar büyük o kadar gerçek, o kadar çaresi olmayan bir yalnızlık gibi gelir ki sana, hani dersin, herkesin bir kimsesi var da, benim neden yok. Sonra pencereden sızan güneşten bile teselli bulabilirsin. Herkes bulamaz. Sen var olan güzelliği derinin içine sünger gibi çekip ve sonra umutsuzluk anında sıkıp suyunu çıkararak ağzına damlatır ve susuzluğunu giderirsin ve odadaki herkesinkini de. Galiba senin umutsuzluğunu ve yalnızlığını bu yüzden ciddiye almıyor, gamsız diyorlar sana. Fazla hassas olduğundan böyle, diyorlar. Yoksa bal gibi de yaşıyor ve her şeyi halleder, istese ama istemiyor. Ağlayıp sızlanı

Ben Bir Gün

Resim
  Ben bir gün, bir sonbahar günü kıyıda bir kayığın dibinde dağ çileği satan bir kadından dağ çileği aldım Bir gün soğukta karanlıkta ışıkları yanan tek dükkanda kahve içtim Bir gün yağmurda yürürken sevdiğimin koluna girdim Ben bir gün bir bebek doğurdum ve onu sevmeyi öğrendim Ben bir gün bir söğüt ağacı altında oturdum ve bir şarkı dinledim Bir gün benim de tam hayal ettiğim gibi arkadaşlarım oldu. Ben bir gün bir şarkı yazdım Bir gün bir atın üzerinde dörtnala koştum Bir gün herkesin de bir şekilde öylece yarım yamalak hem çok hem az hem yalnız hem birlikte olduğunu anladım. Kırılıp dökülmeden sünger gibi hamur gibi dere gibi yaşayıp gidebilirdim artık Bir gün evimde çiçek besleyebilmeye başladım. Artık ölmüyorlardı Bir gün yazamıyordum. Onun yerine çiçek resimleri yaptım Ben bir gün paraşütle atladım ve havada asılı kaldım. O günden beri uykumda olur, kazada olur, hastalıkla olur ama heyecanlar ararken ölmek, saçma olur dedim, ölmekten korktuğumdan değil de,

İşe Yarar Bir Şey

Resim
 Karga resmi yapan çocuk. Tren tuvaletindeki karga resminin altını rujuyla çizen kadının resmi tamamlaması. Sanatçılar diğer sanatçıları severler. Onları korumak isterler, onlardan çekinirler, onlardan etkilenirler, onlara kendi sanatlarıyla cevaplar vermek isterler.   Kendi kitabını yayınlatmak hem bir utanç hem bir direniş gibi. Kötü bir başlangıç gibi ama bir başlangıç. Belki başka türlü hiç başlamayacak bir şeyin başlangıcı, avuntu. Bir şey yazdığında onu kimin bulacağını aklında neyin kalacağını en çok neyi seveceğini asla bilemezsin. İyilik nerede? Birini yaşatmada mı, öldürmede mi? Yoksa kararını çoktan vermiş birinin karşısında bir saat daha oturup şiir konuşmakta mı?   Avukatlık mı daha işe yarar, şairlik mi? Hemşire olarak hayatları kurtarmak mı, hemşire olarak bir insanın nasıl öldürüleceğini bilmek mi iyiliktir? Çello çalarak gürültü yaparak mı iyilik etmiş olursunuz yoksa birinin penceresinin önünden geçip ona yaşamanın sevincini hatırlatarak mı? Şair hayatı pencereden izl

Yaşadım

Resim
Bilgisayarım o kadar geç açılıyor ki, sonunda yazacaklarımı unutup veya onlardan vazgeçip gidesim geliyor. Beklerken, zaten o kadar da önemli bir şey yazmayacaktım galiba diyorum. İnsanın başkaları okusun diye yazması bana her seferinde tuhaf geliyor, sonra da gelmiyor çünkü aklıma yatıyor. En önemlisi, beni bir kişi okuyor, bunu onun için yazıyorum. Ben yazıyorum o bana şarkı gönderiyor veya bir gökkuşağı. Ben kendi gökkuşağımı bulamam mı? Pekala bulurum ama bir insan bir başka insanın gökkuşağını da görmek ister. Geçen gün kitaplığı taşırken devrildi ve neredeyse altında kalıyordum. Onca sözcüğüm, onca kanım içimde, onca şarkımla düşünün ki ölüp gidecektim. Ama bir insanın kendisine yaşadım diyebilmesi önemli geliyor. Yaşadım, sevdim ve onlar için elimden geleni yaptım demek isterim. Yaşadım diyebilmem için, o güneş veya rüzgar kızımın saçlarında ışırken ben oradaydım, bunları gördüm ve başkalarına da gösterdim, demek isterim. Yıllar önce bir hocamın neden edebiyatla uğraşırız? sor