İnşirah

 

İşte hırkanız, şemsiyeniz, fincanınız size geri gönderilmiş. Atabilirsiniz, demenize rağmen, bir değer verilmiş. Sanki, olsun, size ait bir şeyi atmaya kıyamayız, demişler. Gece bunu düşündüm sağa dönüp sola dönüp. Bu fikirden gözlerim yaşardı. Tırnaklarımda simler, saçlarımı açıp, ağacımı süsleyip, annemin buzluğuma koyduğu taze fasulyeyi pişirmek, yanına pilav yapmak git gide kolaylaştı. Ömrü bitmemiş eşya da, insan da işte, yaşamaya devam etti.

Sokağın başında bekleyen hayalet arabayı kaldırdılar. Benim yükümü kaldırdılar sanki. O arabanın davası görüldü veya davacı vazgeçti, bilmiyorum. “Bu arabaya dokunmayın” yazıyordu üstünde. “Arabayı bu hale getirenlerin bulunması ve cezasını bulması için burada duruyor.” Böyle bir şey yazıyordu. Markete giderken onu gördükçe moralim bozuluyordu. Bu bana, eskinin hesabını dürmeye direnen bir parçamı hatırlatıyordu. Sorumluları cezasını çeksin diye beklerken, her gün içinde taşıdığın bir enkazla, bir demir yığınıyla bedeli kendine ödetmek. İşte sonra şöyle dedi sevgi: Hepinizi olduğunuz halinizle gördüm, kabul ettim. Ben yine de kendi yoluma gidiyorum, yüzümü de iyi bir şeye dönmeyi seçtim. Bu enkaz da size ait, bana değil.

Hani demişti ya, “yalnızlık mı, ne yalnızlığı? Şu kuşları, ağaçları, dağları görmüyor musun?” Dünya kardeş olmuş, gözlerimi yumduğum anda yanımdalar. Bu yalnızlıkta ne kadar çok bereket, bolluk içindeyim. Mutfak masamda oturup her daim yeşil ağaçlara bakarken yağmur başladı. Özge dedi ki, yağmur yağarken edilen dualar kabul olurmuş. Bütün dualarım kabul oldu. Sonra gözüme bir şey batıyordu, Özge dua etti ve geçiverdi. İnsan sevgiden başka bir şeyle iyileşmez gibi geliyor.

Yeni Şarkı

 Ders hazırlığı, Eylül akşamı, masamda kitaplar, propolisli su, elma dilimleri ve limon. 

Özlediğim bir Patara. Kalkan'da dükkanlar, Ayşe'nin mavi saçları. Bu ayın sonu, merkür retrosu.

Beyaz çiçekler, uzaktan kutlanan doğumgünleri. Kendi hislerimle onların hislerinin ayırdına varabilmek.

Bazı sözleri söylemeseydim şimdi birbirimizden daha uzakta olabilirdik. İçimi dinlemeseydim kendimden daha uzakta olabilirdim. 

"Gerçek bir eş veya arkadaş sizi, bulmaya çalıştığınız o güzelliği ve sevgiyi kendi içinizde aramaya teşvik edendir."

Thich Nhat  Hanh 

Yeni şarkım için: https://youtu.be/-JZ1CxlUAVw







Çiçek- Yeni Bir Şarkı

 İşte yeni şarkımız. Yıllar sonra blog yazıları küçüldü ve yoğunlaştırılmış bir şekilde şarkı sözlerinde bir araya geliyor. 

Uzun yollardan geldim. Daha kısasını, özünü söylemek için dünyayı dolaşıp yorulmuş, sonra güzel ve temiz bir yatakta uyumuş dinlenmiş ve sabah denize karşı pencereler açmış gibiyim.

Bu şarkıyı, sesimi, nefesimi açan, çiçeklendiren şan öğretmenim Derya Kayaalp'e adıyorum. 

Bana Kalan

 İçinde sadece kendi sesim ve gitar olan bir şarkı vardı. Bu şarkıyı galiba 2014te kendime yazmıştım. Yıllarca bir kenarda durdu, şarkı söylemeye hakkım olduğuna karar verene kadar. Sonra bir gün bunu ukuleleyle çaldım. 

Bir şarkının ruhu vardır ama bu ruhu bazen tek enstrümanla anlatamazsınız. Bu bir paradoks olabilir ama başka enstrümanlarla desteklerseniz şarkının sadeliğini ve ne dediğini daha çok ortaya koyabilirsiniz ve bir şarkıyı en sade haliyle kime verirseniz verin, o kişi o şarkıyı kendisinin kılacak elementler ekleyecektir. Bu bazen şarkının sizin ruhunuzdan çıkıp başkasının eşyası haline gelmesine kadar gidebilir.

Ama Hakan ne eklediyse de şarkı, ben olmaktan çıkmadı.

Onun bu şarkıyı devralması yıllar sürdü. Zamanını beklemiş. Ve devraldığı günden iki üç gün sonra hazırdı. Tertemiz, kolayca, eğlenerek. Birbirimizi yıllardır tanımaktan gelen bir konuşmadan bilme haliyle. O benim bu şarkıyı yazan ruhumu tanıyor. Ona kendi ruhundan, bilgisinden ve kendine ihanet de etmeden hangi parçaları ekleyebileceğini biliyor.

İşte şarkının son hali bu.

Bu şarkının ortaya çıkması için bana güzel enerjiler ve dualar yollayan başta Özge'ye, kızıma, bir thetahealing meleği olan Filiz Hocama ve ne zaman başım sıkışsa destek istediğim diğer melek arkadaşlarıma, anneme, şarkının geçtiği yolları paylaştığım ve hep yanıbaşımda bulduğum Gülşen'e ve tabii ki, sanatını konuşturan Hakan'a teşekkür ediyorum. Bildiğim bir şey de şu, bana gelecek bir teselli varmış ve herkesin eliyle gelmiş.

Salçalı Makarna


 

Bugün bana sorsanız, beni en mutlu eden şey, salçalı makarna yiyebilmektir.

Evdeki bozuk sandalyeleri ve kullanılmayan minderleri dışarı taşıdım. Eski evimin yükünü her geçen gün çıkarıyorum. Benim yük dediğim, birinin işine yarıyor. Yarım saat sonra sokağa baktığım zaman, eşya gitmiş oluyor.

Yarım kalple yapılan işler de yük oluyor değil mi? Bereketsizlik getiriyor. Hem zamanda hem mekanda hem cepte. Yüreğimin tümünü koysaydım en kötü ne olurdu?

İşte yüreğim de, bedenim de burada, zihnim de başka yerde gezinmiyor. Şimdi tamamımla sevgimin kocaman emrindeyim.

Sol tarafta yanan ışık, ateş, bana bir şey söyleyip duruyor. Salçalı makarna yemek değil. Sen severek pişirmeyi öğreniyorsun. Sevgide pişmeyi de öğreneceksin. Yaradanın sevgisini almayı, aracısız, uzun nutuklar olmaksızın. Çok şükretmeyi, zamanında sofraya konan ekmeğin şükrünü yapmayı. Ben bugün kızıma sevdiği bir tatlıyı alabildim. Örnekler hep yemekten geliyor aklıma, belli ki bu hayattan lezzet almanın bir ucu, bir nimeti görerek, koklayarak, şükrederek yemekte ve doyduğunu bilmekte. Ben çok fazla şeye doydum. Ama bilmemişim. Şimdi doymadan kalkmam gerekse bile, ne güzel demeyi öğreniyorum. Ne güzel ışık, ne güzel merdivenler, ne güzel sohbet.

Tüm sevdiğim şeylere kavuşamadım ama kavuşmuş kadar sekine içinde yaşamak mümkündür. Çünkü hayat bir mümkünlük. Çünkü her an bir kıvılcımdır. Sen o kıvılcımdan, mümkün olan tüm hayatlarını ve hayallerini birbiri ardına havai fişekler gibi rengarenk yükselip çiçekler çizdiğini görürsün. Tüm notalar bir şarkı oluşturacak, tüm dağınıklık toparlanacak ve fazla gelen her şey senden çıkıp ait olduğu yere ulaşacak. Bir şeylerin yerini değiştirmek güvenli, haktır ve tüm doğru şeyler kadar doğru.

Mükemmel bir sofra kurmak isterseniz örneğin makarna için bir dakika bile önemliymiş. Ben mükemmel değil, doyduğum bir sofra düşledim hep. Suçluluk duymadan yemeğimi kaşıklayabildiğim bir sofra. Şükredebildiğim bir sofra. Ürkmediğim bir sofra. Boynuma borç olmayan. Ve şimdi de biliyorum, bu illa ki baştan savma bir sofra olmak zorunda değil. Harika bir sofra olabilir. Daha rafine bir damak tadına hitap edecek şekilde yapılabilir. Ve dostluk da aşk da sevgi de zenginlik, tevazu hüzün kahkaha tüm inanışlar, hepsi de aynı sofrada buluşabilir. Esnemek de, eğilmek de, dik durmak da, kabımı genişletmek, onlar da mümkündür.

Evin


Evin neresi? İşte burası, şu olduğun yer. Yağmur yağıyor. Evin yağmur. Okuduğun, söylediğin sözler evin. Yedek anahtarı yok, çatısını yağmura karşı sağlam kılan sensin. Kendini yaşamdan sakınan sana, kendini yaşama sun ve gerçek kıl diye bir ev. Evinde bir evyeye geçmişi çamaşır suyuna yatırmışsın ama işler pek öyle yürümüyor. Hayata duyduğun merakla penceresini tıklatmışsın evinin. İçeriden sen bakıyorsun dışarıdan sen. Yağmur sen, yağmurda ıslanan pantolon, kazak sen ve onları kurutan soba sen. Bir gün, her şeyi olmak o evin fazla gelir ve yalnızca dış kapının mandalı olmak istersin ama kendi başına bir ev olmak şahanedir çünkü bu şekilde, işten dönerken kola almayı asla unutmayan bir babaya benzersin. Tüm derdine rağmen iyi ki o eterik göklerden düştün. Bayan Peregrin'in, uçan balon gibi uçup gitmesin diye demir ayakkabılar giyen kızıydın. Şimdi evini bir daha bırakma, yücelerden yücelerden konuşma diye sana bir beden, bir bahçe ve müzik verdik. Adi şeyleri seveceksin, sıradan konuları kolaylıkla konuşabilecek ve mecburiyeti istikrarla karıştıracaksın. Gerçek bir insan olmak zormuş demeyesin diye başka insanlar koyduk yanına. Onları evinde misafir edeceksin ve onlar kendi evlerini arar ve bulurlarken konuşmadan durmaya tahammül edeceksin.

İnşirah

  İşte hırkanız, şemsiyeniz, fincanınız size geri gönderilmiş. Atabilirsiniz, demenize rağmen, bir değer verilmiş. Sanki, olsun, size ait ...