Yayınlar

19 Şubat

Resim
 Bahçede karlar var. Çocuklar bugün kar beklediler, bir ara bazı yerlere yağdı ama çabuk durdu. Sabah ders arasında bahçeye çıkıp çatıdan sarkan buzun ardında ışıyan güneşin fotoğrafını çektim. Hava çok soğuktu.  Yael naim’in Coward şarkısını Hakan’ın twitterında görüp birkaç kere dinledim. Flashmob versiyonu tüylerimi diken diken etti.  Kendime 200 yapraklı büyük mor bir defter aldım. Bunu sadece kafamı boşaltmak için kullanıyorum. Sayfaların kenarına bir kutu çizip ana fikirleri oraya yazıyorum.   Şimdi mutfak masasındayım. Mutfakta bulaşık makinesi sesi, kombi sesi, çaydanlık sesi. Buradan salonun penceresi görünüyor ve oradan da yanıp sönen büfe ışıkları. Bir de çay içiyorum tabii ki. Masamda post-itlerde ödevler yazıyor. Saat dokuz olmadan onları yazacağım. Cemre ödevini yaptı, K12ye yaz. 502nin kelime ödevini ver. Berrak, kamerası niye kapalı? Speaking quizini pzt değil cts yap. Evet bu dönem Cumartesi çalışacağız. İnşallah bana bir speaking veya creative writing sınıfı gelir

Olanları Unutma Kılavuzu

Resim
Guy Winch, dön dolaş aynı şeyleri kafasına takan insanlara, kendilerini bir filmdelermiş gibi uzaktan izlemelerini öneriyor. Diyelim ki, penceremizden içeriyi gözetliyoruz, yürürken kendimize helikopterden bakıyoruz, çöplerimizi karıştırıyor, telefonlarımızı dinliyor mesajlarımızı okuyoruz.  Mesela olmaması gereken şeyler olmuş. Normalde yapmayacağımız şeyler yapmışız. Birilerini suçluyoruz veya kendimizi. Ama gelip gidip, bu hallere düşecek insan olmadığımıza dönüyoruz. Nasıl da küçük düştük, nasıl da gururumuzla oynadılara dönüyoruz. Ama bu filmi açınca, kendimize acımak yerine merhamet etmeyi de deneyebiliriz diyor. Bazı şeyleri kendisine itiraf edemiyor diyebiliriz; o da nihayetinde bir insan, bile bile yanıldı diyebiliriz veya kötü insanlarla karşılaşmış, hayat zaten herkese zor, bazı şeyler elinde değilmiş. Bunlar herkesin başına gelebilir bak şurada bir teselli varmış, şurada başka bir kapı varmış onu görse ya, diyebiliriz. İnsan, kritik bazı sahneleri uzaktan izlerk

Çocuklara Ne Öğretmeli?

Resim
  Bugün bahçede otururken yan komşunun kızı İpek (4) geldi. Biraz sohbet ettikten sonra eve girip dolaşmak istedi. Evde Ayşe’nin pilli oyuncak mikserini bulup kek yapmaya karar verdi. Bir kaba biraz un ve su koydum. Sonra masada bir kasenin içinde ayıklanmış narları gördü,  nar da koyucam ama önce ezmem gerek, dedi. Ona bir havan verdim. Bunları alıp bahçeye döndük. Kek hamurunu karıştırdı, narları havanda ezip suyunu hamura kattı. Sonra aromayı artırmak istedi ve mandalinaları ezip ekledi, en sonunda bahçeden biraz çimen koparıp onu da koydu. Çocuklar her şeyden her şey yapabilir. Ben de küçükken böyleydim, her şeyi karıştırıp iksirler, kokular yapmaya çalışırdım. Büyüyünce de çok değişmedim gerçi. Bizim çocuklar Junior MUN’de başka ülkelerin sorunlarına İngilizce çözümler üretiyorlar. Bazıları, bana neden Bangladeş geldiii diye ağlıyormuş ama bunlar istisna. Düşünüyorum çocuklara neler öğretmeliyiz. Bence özellikle sessiz ve “tuhaf” çocuklara, saçmalamakla beraber saçmalamanın arka

Govinda

Resim
  Tozun içinden çıkmıştın. Turuncuya boyanmış gökyüzünden, sistemlerden gelmiştin. Omuzlarını biraz açsan, diyordu bir ses. Biraz dudağını kırmızıya boyasan diyordu. Ne diyorsun diye başını salladın, sanki parmak arası terlik alıyordun bir mola yerinden. Pembe mi mor mu? Oysa dünyayı yerinden oynatıyordun. Ben senin depreminde, yangınında yoktum. Sen de benimkinde. O yüzden bir camın arkasından soruldukça fikrim, banane ve bize ne, senin hayatın ve senin kalbin diyordum. Uzun yıllardır içimde bir fil oturuyor Melahat. Bunu sana diyorum çünkü onun yavrusu da senin içinde. Dünyamda bir yerler kıpır kıpır ama sanki hep yanlış yerler. Herkesin içinde herkes ve her şey vardır diyordun. Dünya, dostum Govinda, diye başlayan bir cümlede. “Dünya dostum Govinda, mükemmellikten yoksun ya da mükemmellik yolunda ağır ağır ilerliyor değildir; hayır her an mükemmeldir o, tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır. Hiç kims

Online Eğitimi Neden Sevdim?

Mesela öğrencilere, bir soru sordunuz, cevabını bir resimle vermelerini istediniz. O görseli bulup arka plan resmi yapabiliyorlar. Bir öğrenci, hayaliniz nedir?e cevap olarak arka planını dolarlarla doldurmuş ve içinde yüzmüştü. Güzel bir örnek olmadı ama güldük. Canları evde çok sıkıldığı için anlatacak bir şeyleri hep oldu. Mesela patenlerini gösterdiler, yarışma videolarının linkini attılar. Size gitar çalayım mı, dediler. Bir gün, şimdiye kadarki en büyük başarınız ne? diye sormuştum. Meğer sınıfın çoğu sporcuymuş; geçen sene bir turnuvada takımca kazandıkları madalyalarını bulup getirdiler. Herkes her zaman konuşmak istemeyebilir ama herkesin söyleyecek sözü olur. O yüzden tartışma konularında konuşmakta zorlandıklarında sli.do’yu çok kullandım. Konuşmaktan çekinenler o şekilde katılabildiler. Yazdıklarını okuduğumda konuşmaya da daha rahat katıldılar. Yüzyüze eğitimde genelde konuşmaya böyle alternatifler üretmiyordum. Bir de online derste tek bir noktaya odaklanma imkanı ben

Balmumundan Ağaç

Resim
  Ne olduysa oldu, haydi baştan başlayalım. Biri bunu dese, diye aylar yıllar beklemedim. Aslında herkes dedi de ben kendime desem diye bekledim. Gerçekten diyebilsem. Şimdi dedim. Ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum yazmayı.   Sözcükler kaybolmaz galiba ama saklanırlar. Duyulduklarına inanmazlarsa. İnanmamanın çaresi ha deyince bulunmaz. İnsan bir noktada, inanmayınca kendi sesinden de vazgeçebilir. Kendi sesinden başka sesi olmayanlar bile. Hatta özellikle onlar, değil mi, daha da kırılarak vazgeçerler. Çünkü yalnızca bu sesi duyduysa uzunca bir süre. O yüzden çok sesler olmalı, çok renkler ama onlarda kaybolmadan veya onlarda kaybolma korkusu duymadan.  Ben kalbe anlatıyordum. Kalp aptal mıydı ki aptala anlatır gibi anlattım bilmiyorum ama şimdi okuyorum, nasıl da gözüne gözüne sokarak anlatmışım. Belki şimdi yine öyle anlatacağım çünkü ben yine öğretmen oldum. Müjde. Önceden çok kapalı anlatmışım gibi gelen her şey şimdi fazla açık geldiğine göre ben bir doğuştan öğretmen olabilir

Sevgi

Resim
Bahçe de değişir, bahçeye gelenler de. Bazı ağaçlar ölür, bazısı büyür, budanır. Görüp geçirdiğin her şey bir parçan olur kat kat giysiler gibi çıkarıp bir yangında yakabilirsin. Hiç kimse olman gerekmezdi. Kendin olman bile.   Bunların hepsi hepsi hepsi gittiğinde geride kalan tek şey, nasıl becerebiliyor ki insan ama aferin, sevgi. İnsanın kendi içinden. Deresinden. Düştüğüm en dibe götürebildiğim, çıka çıka yaradana elimde çiçek gibi uzatabildiğim. Bu sevgi denen şeyi nereden bulmuşuz bilmem. Babamdan almış olmalıyım diyorum ama belli ki insan yapımı değil. Ben bu sevgiyi suya batmaz lastikler gibi tepelerinden bastırırım, o yine çıkar. O kadar çok şeyi seviyorum ve bir o kadarını daha sevmeye hazırım ki.  Affetmek gerek demişti Aysel. Kendini de  herkesi de. O zaman daha kolay çıkıverir sevgi. Taşımayayım, bir çuval tuz gibi sırtımı eritmesin, diye. Hayat kavga değil, bir şölen olsun diye.