12.12.2018

Lüsid



Dükkanlardan çörek kokuları ve kahve, iç çamaşırcıda indirim. Güzel çantalar, pasaj kapılarından esen sıcak rüzgar, birinin önünde kürkler, kırtasiyenin çıkışında kar küreleri.
İniyorum iniyorum benim de bir çocukluğum var. Orada travertenler. Kar sandım yokuş aşağı kayıp düşersem, oysa traverten onlar. Zamanın üstünden ve yerin altından taşarak biriken sular bembeyaz, daha iyi anlamak için zemine basıyorum, bir şey olmayınca cesaretim artıyor, topuklarımı vuruyorum.

İniyorum iniyorum kemerler ve son üç basamağı olmayan merdivenden atlayarak, kendime kendimi kapatacak bir kapım olsun diye, içinde giyinebileceğim, tohumlarımı saçmadan önce önüme bir örtüye dizeceğim, günlere ayıracağım bir oda kurdum. Işıklar ve çiçekler serperek, odun, ayna ve metal, su ve kabuklarla bir sunakta kendi, çocukluk halimi, bir kurt köpeğinin ön ayaklarından tutup kaldırmış ve üstümde bulanık sütlü kahve bir kazak, altımda dizleri çıkmış siyah bir tayt, fotoğrafımız için değil köpeğimle olduğum için gülümsemişim.

İniyorum iniyorum, altımda bir ağ var, öyle ki olabilecek şeyler zaten olmuş, günahıyla sevabıyla kendim aynada ne kadar da kırmızı rujlu, eller bırakılmış ve sonra yeniden tutulmuşken, sevgiden başka gidecek bir yer yok. 
Şimdi gittiğim yer, yeşil ve kırmızı, tarçın ve şekerli elma kokuyor. Kahvenin yanına süt istiyorum. İnsanlara bakmadan söylediklerini duyuyorum, kek yiyorlar, öğretmen olmak istiyorlar, öğretmen olmak ve hayatlara dokunmak onların hayaliymiş. Ve bir kahvecinin çok güzel konsept çalıştığını söylüyorlar. Cheesecake’ini bitiremeyen yaşlı bir kadın, arkadaşlarından yardım istiyor.

Dışarıda yağmur başladı, doluya döndü, tavanda hışır hışır duyuluyor, beyaz örtüler sarkan tavanda, örtülerin bu tarafından bakınca, yukarıdan yağıp birikmiş kuru yapraklar görünüyor. Fırından çıkan kalpli kurabiyeleri tezgaha koydular. Fırının ağzından sıcak sıcak vanilya. Fincanların, kozalakların, portakalların arkasındaki pencereden doluya baktım. Dışarı çıktığımı, doludan kaçıp tıpkı böyle sıcacık bir yer bulup tam da bu sarı ışığın altındaki kavanoza dizilmiş yeşil elmaların yanına oturduğumu hayal ederek mutlu oldum. Çıktığımda bir elbise mi almalı kitap yerine, elbiseleri beğendim ceviz yaprağı yeşili ve tarçın rengi bir başkası ama elbiseyi sonra alacağım, kitap aldım. Ayıp kitapları hiç okumadan kaç kadın yaşlanıyor bunu düşündüm, islamiyete göre evlilik ve cinsel hayat diye ders ve ahlak kitaplarının yanıbaşına bir anais nin koysalardı, bir şeyler değişir miydi? 

Discount bölümünde Your Prime. Leopar desenli kazaklar giymeli mi, yaşlandıkça saçlarımızı boyamalı mı, ergen çocuklarla nasıl başa çıkmalı ve sonra insanın nasıl da artık umurunda olmaz eskiden umurunda olanlar ve bu nasıl da bilgelik gibi görünen şeyin önemli bir kısmıdır. Nasıl kasılmadan, kaskatılaşmadan, sevinç ve hayat verene yönelir insan? Acıları, dikenleri romantize etmeden, şuncacık yaşamı ben de varım diyerek yaşamak için, kendine izin verir. Gülümseyen kardan adamlı bir yılbaşı kartı aldım ve kırmızı bir zarf.

4.12.2018

Enerji Vampirliği


İnsanın karşılaştığı tüm yaralı ruh kardeşlerinden, iyileştirerek, cesaret vererek dolaylı olarak kendine cesaret verme çabasından kurtulması gerek.

Hayatımın uzun yılları, enerji vampirleriyle geçtiği için size bu konuda iç rahatlığıyla birkaç şey söyleyebilirim. Eğer terapist değilseniz, sizinle aynı yerden yaralı biriyle baş başa kalmayın. Özellikle, bana iyi geliyorsun, diyen insanlardan uzak durun. Sizden daha zayıf düşmüş bir kardeşinizi gördünüz ve ona iyi geldiniz diye kendinizi iyileşmiş, güçlenmiş sanmayın, büyük ihtimalle bu karşılaşmanın sonunda içinden hayat çekilmiş olan siz olacaksınız.

Çok övenden, hiçbir şey vaat etmediğiniz halde, "olsun ben şuracıkta da uyurum" diyenden, sizinle yakın olmak için normalin üstünde bir çaba gösteren, ısrarını sevgisine verdiğiniz insanlardan uzak durun. Hiçbir normal ve sağlıklı insan bu kadar ısrarcı olmaz. Umursamayarak çabalayan çabasızlığa ve cool’luğa da dikkat edin. E iyi ben de zaten sağlıklı sayılmam, hem yalnızca böyleleri bana yaşadığımı hissettiriyor diyeceksiniz ama asıl böyleleri ruhunuzu emebilir.

Onları yanınıza aldığınızda sizin gibi yaşamaya, sizin gibi konuşmaya, sizin yaptıklarınızı yapmaya, kendilerine sizden ve başkalarından aldıkları parçalarla bir kimlik yaratmaya çalışabilirler.  Sonra bu tür ilişkilerde şöyle bir an muhakkak gelir. Sizde en hayran oldukları özelliklerinizle, hayallerinizle, kendinizle dalga geçtiğiniz şeylerle, onlara anlattığınız gizli küçük aptallıklarınızla dalga geçmeye başlarlar. Yavaş yavaş ışıltınızı kaybettiğinizi de ancak onlardan duyduğunuzda fark edersiniz. Sen de hep depresyondasın derler. E hani hep depresyonda olan oydu? Siz onu ayağa kaldırıyordunuz hani?

 Sizi böyle böyle kendi yaşadıkları rutubetli odaya çekerler. Orada hareket alanları yoktur, işte sizin de olmasın. Değişmeye kalkmıyorlarsa siz de kalkmayın. Sevmedikleri işte çalışıyorlar, siz de daha iyisini yapamayın. Moraliniz bozulduğunda “aa ben sana inanıyorum” desinler, ama hevesle somut bir adım attığınız veya mutluluğunuzu -gizleyemediğiniz- her seferinde sizi duygusal dramlarıyla veya cesaret kırıcı imalarıyla sabote etsinler. Birlikte yalnızca daha da fazla dertlenin ve birlikte küflenin. O çukurdan çıkmak için her debelendiğinizde size oraya ait olduğunuzu hatırlatsın. Siz çocuksunuz ve dünya size göre değil.

Alanınızı koruyun, hayatınızı koruyun, kendinizden yana olun. Ancak gelişebildiğiniz, bağımsız olarak ilerleyebildiğiniz, ayrı ayrı güçlü hissedebildiğiniz ve bu gücü birbiriniz üzerinde denemediğiniz ilişkilere destek olmaya, cesaret vermeye çalışın. Hayatınızı, hayallerinizi, fikirlerinizi, dertlerinizi de kendinizle, yalnızca iyiliğinizi istediğini her seferinde hissettirmiş/kanıtlamış biriyle paylaşın veya olmadı bir terapistle konuşun. İyi arkadaşlar veya terapistler, insana kendi güçlerini hatırlatır ve kişiyle kendi arasında durmayıp çekilirler.

Biriyle konuşurken kendinize sorun, bedenim gergin mi rahat mı, şu anda doğal halimde miyim, mutlu muyum, kendim miyim, kendimde ya da karşımdakinde rekabet, kıskançlık, kendini kanıtlama arzusu hissediyor muyum? Ayrıldığımda mutlu, hafiflemiş, desteklenmiş ve güçlü mü hissediyorum yoksa kafası karışmış, ağrımış, yorgun, duyguları uyuşmuş veya öfkeli mi?

Sonra da canınız tatsız şeylerle yüzleşmek isterse, insan bu tuzaklara niye düşer ve buralarda ne işiniz var onu araştırmaya başlayın. İpucu şurada