7.09.2018

kendinle oturmak



insan insanla var oluyor da, 
insan bir diğerinin sevincini yerine koyuyor yahut yerinden alıyor da, geride bir şey kalıyor ya. oradan alınmayan bir öz, üstü kapandıkça açılan, çatırdayan. sessizlikte ve yalnızlıkta çıkıyor.

başkasının bahçesinde bulduğun, oraya kendi çantanda taşıdığın şey olabilir. insan başka bir insanla yoğrulsa bile ona kendisini asıl gösteren, yalnızlığında kendisiyle ne kadar oturabildiği. 

belki her yerde bir ev kurabilecektin. bunu bildiği için yazgın seni başka bir yere savurarak, ustalığın, yerlisi olmanın güvenli kibrinden koruyordu belki. adını bir şeyin başlangıcından almıştın, o yüzden başlangıçları büyülü yapabiliyor da gerisini getiremiyordun. böyle, dolunayı görmeden her yerin öğrencisi, hiçbir şeyin öğretmeni.

“kalemi onların elinden al. kendin yaz.” ilk duyduğun bu. son duyduğun ise, kaleme bağlanma. sımsıkı tutarsan çizgilerin keskin ve sert olur. karalayarak esneyerek çizmelisin. 

her kaybı kazanca dönüştürmek belki yeni dünyanın hikayelerinden biri. insan göğsü dileklerle dolu, bir çiçek dürbününden, durmuyor kum gibi akıyor her şey. zayiatı görecek birileri olmalı. zayiatla oturacak birileri. 

şimdi, kutlu bir an değil ama aradığın ev buna benziyor: şimdi. şükran ve tahammül, umut ve acılar burada. kendinle şimdide oturmak güzel bir sanat.

şimdinin damlarında  kayısılar serilir, çocuk gibi halıya uzanırsın, yanağını tozlu bir dokunuşa değer, sırt üstü yuvarlanınca gökyüzünü görürsün, hep de yeni gibidir. koşan çocukların terlik sesleri ve akan suda parlayan ellerin bu anda hep. çıplak ve kimsesizken de, ciğerleri sağlam olan herkes nefes alıp verebilir kendisiyle şimdiyi yaşayabilir ve nefesinin içinde kendini bulabilir. 

kalemle, insanla, evle ilgili derslere bunu da ekleyince güzel duruyor.