11.05.2018

yağmurda bir kavanoz



Yağmurda, kavanozu bahçedeki masanın üzerine bırakıp içeri kaçtım. İçeride bekliyorum bu su ne zaman birikir. Ne zaman birikir. Öyle çok şeye bağlı. Kavanozun ağzının genişliğine, yağmurun ağırlığına, süresine.

Saçakların altında durdum düşünüyorum.

Sert ve sağlam durmaya çabalıyordun. Seni iyi edecek olansa, yumuşacık bir kalpti.
Uykuya diğerleri kadar kolay dalamıyordun. Uyanayım desen uyanamıyordun da. Çalışamıyordun. Kendini ve başkalarını aynı anda aynı hızda affetmen gerektiğini düşünüyordun. O kadar kolay affedememek seni suçlu hissettiriyordu. Bu yüzden af da dileyemiyordun.

“Ağzının yayı kırıldı” sonra. Onda da haklıydın, belki anlatarak bitiririm demiştin. Bitmiyordu. Kalbini, korktuğun şeylerin yanında bırakmıştın, gördüklerin ağır geliyordu, haklıydın. Elinden geleni yapıyordun. Olmuyordu.

Kavanozun boş kalan kısmına sözler üfledim buradan. Sana kendi teninde huzur diledim. İstersen ipekten yap üzerine sarındığın gerçeği, dilersen pamuktan, yünden.

Elinden geleni yaptığını hatırlaman mümkün olmadığında bu kavanozdan sözler çıksın istiyorum, sen onun kapağına uzanmayı akıl edemeyecek denli üzgün, kırgın yahut öfkeliyken onlar seni bulsun. Sana desin ki, şimdi böyleyiz ama buradan geçeceğiz. Acilen mutlu olmamız gerekmiyor. Derin nefes alarak, ne yaşadığımızı bilerek, bunların içinden yürüyeceğiz.

Bu kavanozu senin için, gitmeyi en sevdiğin yere koymuş gibi yapacağım ve sen onu oradan almış gibi yapacaksın. Kendin, kalbin. Ruhun. Çok uzun zaman, çok sevgisiz kaldın, kendini ilgisiz bıraktın ama bir zaman başka türlüsünü yapamadın. Onu kaybettin sandın ama işlerin nasıl sonuçlanacağını hiç bilmiyorsun. Söylediklerin kimlerin saçını okşuyor, kimlerin aklında iyi bir sözle kalıyorsun, kendin çıkamadığın yollara başkalarını nasıl çıkarıyorsun hiçbir fikrin yok.

Sende tanıdık bir yaraya dokunuyorum, onu ben yapmadım, onu iyi de edemem ama görebilirim, sana ne muhteşem bir şey olduğunu söylesem, hayır merhamet böyle bir şey olmayabilir ama seni görüyorum, görüyorum, görüyorum. Seni dinliyorum. Sana dair hiçbir şey anlaşılmaz, karmaşık, saçma değil. Hafife alacağın kadar basit de değil. Dilediğin kadar yalnız, acılı ve tuhaf olmana izin var. Burada ve bütün dünyalarda benzerin ve karşılığın var oldu oluyor, bir ayna tutuyorlar güneşe karşı tepelerden görüyor musun?

Bu kavanozu hatırladığında, bu sözler, yağmur suyu, gün ışığı, uzak nehirler, denizler, çöl kumları, küller ve mineraller seni bulduğunda kalbinin yumuşak, tarifi kolay ama çok besleyici bir hamurdan yapıldığını da hatırla. Günler insanlar işler ve sen huzurla, birbirinizi sıkıştırmadan sığabilirsiniz içine. Mutlu olman, mutlu etmen, mutlu görünmen, başarman gerekmeden, bu halinle bu kısa ve kederli hayatın içinde bir yerin var, yaşıyorsun, aitsin. Burada bir yuvan, mutfağın, masan, yatağın var. Üşürsen çoraplarını giy, gözlüklerin kirlenirse temizle, ağla veya ağlama, gül veya gülme. Ama hayat karşısında güçlü, inatçı, sağlam olamadığın için kendini azarlamak yerine kendine yumuşacık sözler yazmak için bir defter tutmaya başla.


Fotoğraf buradan

8 yorum:

  1. Allahım sana şükürler olsun, hilal! iyi ki buldum seni!

    YanıtlaSil
  2. Ne iyi ettiniz,gözüm hep yollardaydı.

    Sevgiler,Mümine

    YanıtlaSil
  3. Her yerden ulaşmaya çalıştım sana artık aklıma kötü şeyler gelmeye başlamıştı😔Ama çok şükür işte geldin burdasın. Habersiz gitme bi daha😘Işıl

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hâlâ orada olduğun için teşekkürler 😊 söz bir daha habersiz gitmem

      Sil