11.06.2015

Gerçek Sevgi





Gerçek sevgi can yakmaz. Gönül alır. Seni koruyacak yeni zırhlar yapıp armağan eder. Kim olduğunu hiç unutma ve ne kadar güzel olduğunu bil diye omuzlarına ufak yıldızlar takar. Gerçek sevgi, seni kendi değerinden asla şüpheye düşürmez. Onun kalbinde kim olduğunu bilirsin ve “biz neyiz, nasılız?” sorusunu sorman gerekmez. Siz, sizsinizdir. Bunu kalbinle bilirsin, parmak uçlarında ve diz kapaklarında bile hissedersin. Bir kalpten diğerine giden o görünmez yolu, o büyülü bağı bazen tek söz konuşmadan bilirsin. 
Gerçek sevgiyi bulduğunda “bu mu?” demezsin. Bu olduğunu bilirsin. Sadece, bu yolu yürüyecek misin? Hazır mısın? Çok mu erken?  Yoksa inanamayacak kadar güzel ve hatta geç mi? Yoksa buna layık değil misin?
Gerçek sevgi geldiğinde parçalarımı yerine yapıştıracak o meşhur sarılış bu mu? diye sormazsın. Birbirinize sarılırsınız, nereden kırılıp düştüğünü bilmediğin parçalar bile yapışır, asla anmak istemediğin yaralar bazen tekrar kanar, acır, kapanır ama senin haberin bile olmaz. Bir gün içine bir his gelir. Mutlusundur. Sadece o. Omuzlarından bir yük kalkmış gibidir.
Gerçek sevgiye her gün yoklama almazsın. Oradadır. Seni her an gitmekle tehdit etmez. Hastalıkta, başarısızlıkta, mutlulukta oradadır. Sana böyle bir söz vermemiştir bile. Gerçek sevgiyle karşılaştığında onun gözbebeklerinde her gün kendi değerini kontrol etmen gerekmez.
O da beni düşünüyor mu? demezsin. Düşünüyordur ve başka şeyler de düşünüyordur. Başka şeyler düşündüğü zaman da seni sevmeye devam ettiğini bilirsin. Başka şeyler düşünsen bile onun en güzel düşüncelerden biri olduğunu bilirsin. Beraberken ışıldadığınızı hissedersin ama karanlık çöktüğünde ilk birbirinizin eline uzanacağınızı ve orada birbirinizi bulacağını bilirsin.
Kendin olmaktan utanmazsın. İçinin cevherini de zehrini de saklamak zorunda kalmazsın. Çünkü bilirsin ki senin cevherinle mutlu olur, senin zehrin ortaya dökülürken yüzünü buruşturmadan yanında durur.
Hayat onsuz tatsız gelir ama sadece bu değil. Gerçek sevgi sana senin gerçek tadını, hayatın en güzel yanını, ruhunda gizli kalan en güzel armağanları bulup çıkarma gücü verir. Özgür bırakır. Kim olduğundan korkmaz. Yeni olacağın kişiden korkmaz. Çıkacağın yollardan korkmaz çünkü o da senin gibi Yaratan’a, zamana, sevgiye, iyiliğe güvenir. Onu bulduğunda topraklanmış gibi olursun. Onun yanında bebek gibi uyursun. Onun yanında en sevgiye açık en sevgiye layık insan olursun. Onun yanında daha iyi biri olmak isteği gelir içinden.
Gerçek sevgi vardır. Bizler daha azına razı olurken de, kendimizi daha azına layık bulurken de, kendimizden, kalbimizden, aşkımızdan, hayallerimizden vazgeçerken de, dünyanın artık öyle bir yer olmadığını, kimsenin kimseye gerçek bir teselli, bir dost, bir liman olamayacağını düşünürken de dünyanın bir ucunda veya bizimle aynı çemberin içinde mutlaka gerçek bir sevgi ve gerçek sevgiyi özleyen birileri vardır. 

Yukarıdaki şarkı Malagaşça bir ninni. Sözleri şöyle:

Sevgi basittir ama sözcüklerle ifadesi zordur.
Küçücük bir kelime de olsa, söylenmediğinde acı verir.
Anneme sevgim her şeyden farklıdır.
Sözcüklere ihtiyacı olmayan bir sevgidir ama yine de kendi adına konuşur
Güçlüdür ama ifade etmesi zordur
Kalbimde sıcacık koruduğum bir sevgidir
Sarılışa öpücüğe gerek yoktur yine de oradadır
Ve kalbimden hiç silinmeyecektir
Sen benim yağmurda sığınağım
Hayat okyanusunda attığım demirsin
Her zaman senin sevgine ve merhametine ihtiyaç duyacağım


9.06.2015

Nereye Aitsin?


Babamlar Tatar. Annemin tarafı Selanik'ten göç etmiş. Ben küçükken tatar akrabalarım kardeşime "bu bizden" diyerek gururla sarılırlardı. Çekik gözlü olduğu için. Annemin tarafının kökenleri "biraz karışık" bulunurdu ve ben de o biraz karışık taraftandım. Öte yandan o "karışık" taraf, huylarım bakımından beni pek sevilmeyen ve tutunamayan tatar bir akrabamıza benzettiği için nerede durursam durayım zaten karşı taraftandım. "Bizden değil onlardan" olmak hoş bir şey değil. Özellikle çocukken herhangi bir yerden olmak istiyorsunuz. Neresi olursa olsun.
Ama mesele tatarlıkla da bitmedi. Kürt köyünde Türk olmak. Başörtülü kızların içinde başörtüsüz olmak. Namaz kılmayanların içinde tek namaz kılan olmak. Köyde şehirli olmak. Şehirde köyden gelen çocuk olmak. Babasının tayini çıktığı için yılda bir, iki yılda bir başka okula giden, her okula sonradan gelen ve bir gün arkadaş edinmeye çalışmaktan vazgeçip sadece kitap okuyan yabancı çocuk olmak. 
Uzun uzun yıllar, arkadaş yokluğunda okunan kitaplar sonunda meğer bunun da bir meyvesi varmış, anladım. Anlamam gerekiyordu çünkü insan hayatta her yaranın güzel bir anlamı olduğuna inanmak ister. Ben de bir gün baktım ki diğerlerinden olmadığım için, diğer diğerleriyle karşılaştığımda diğerlerine göre daha az irkiliyorum. Çarşaf giyenler, homoseksüeller, travestiler, sanatçılar, imamlar, mürşidler, müritler, kürtler, aleviler, toplumun bir kesiminde ön yargı veya rahatsızlık uyandıran kişiler bende öyle hisler uyandırmıyor. Şimdi herkesi kucaklayan harika biri olduğumu söylemeye çalışmıyorum sadece sevgi ve kucaklama pay ederken kriterlerim "biz ve onlar" değil. Öte yandan "normal" olanlarla ciddi sıkıntılarım var. O konuyu henüz halletmedim. Yabancı çocuk olmanın bana verdiği bir şeyler var. İçe dönük biri olmamın da katkısıyla ben dışarıda kalan biri oldu mu bunu hissedebilirim ve elimden bir şey geliyorsa yaparım. O yüzden dışarıda kalan "farklı" öğrenciye yaptığım pozitif ayrımcılığı abarttığımı fark edince o konuyla da uğraşmam gerekti. 
Üniversitede Amerikan Kültürü okumuştum. Aslında Amy Tan gibi kadınların bu yabancı olma halinden nasıl hüzünlü, yaralı ama ışıl ışıl bir merhamet ve güçlü bir mizahla sağ çıktığını o sayede anladım. İkinci sınıfta "yabancılaşma" konulu bir ödev yazmıştım. Onu bir ödev yazar gibi değil de ruhumu kattığım bir kitap yazar gibi coşkuyla ve merakla yazdığımı hatırlıyorum. 
İnsan kendi hikayesini küçük parçalar, bölümler olarak görüyor her gün. Bütün olarak bakmaya bilgisi veya zamanı olmuyor. Bir gün bu hikayeyi bütün olarak aldım önüme. Koçluk eğitimi alırken bir senaryo yazmam gerekiyordu. Hayatımın filmini çekecektim. Senaryom bir yol hikayesi şeklinde çıktı karşıma. Gidiyorum, terk ediyorum, insanlar tanıyorum ama durmuyorum arkadaş. Hep gidiyorum. Nereye? (belki yeni bir okula, tatarların olmadığı bir yere veya tatarların beni daha çok benimsediği bir yere). En sonunda aslında çıktığım eve varıyorum ve orada bir ev dolusu eş dost aile kocaman kollarını açmış meğer beni bekliyorlarmış ama ben bu yollarda sevgiyi, bilgeliği aramışım. Gerçi birazını yolda bulmuş ama çoğunu evimin bahçesinde bulmuşum... Senaryoma bakınca bütünü daha net gördüm. Aidiyet, yol, gitmek, varmak... 
Yıllar içinde kayıpların kazançlara çevrildiği o büyülü yolu yürüyerek anlamaya uğraştım. Evet kazanca dönüşüyor olmalı. Tüm çocukluk yaralarımızı, eksik gedik ne varsa onları geçerli bir güce ve hatta büyüye çeviren bir ağaç gölgesi olmalı. Bana göre yaralarımız başka yaraları sarmak, yeni yaralar açmamak için özel sezgiler geliştirmemize ve tüm bu hisleri, becerileri, deneyimleri farkına varabilirsek bir ihtiyaç sahibine birer hediye olarak sunmamıza yarıyor. Hep beslenmeyi arzuladığım kaynaktan, köklerden, ait olmaktan beni uzak yapan bu şeyin beni kendime ve işlerin özüne, ruhuna, gerçeğine yakın da kılabileceğini anladım. Yabancı olma hali, pek çok eksisiyle beraber kitlelerin "bizden ve onlardan" fikriyle kapıldığı çılgınlığın kenarında durup fazla eğlenmekten, fazla kapılmaktan, birilerinin peşinden kör bir sadakatle gitmekten alıkoyuyor. 
Yine de bir insanın bunları zor yoldan öğrenmesine engel olmalı. Ait hissetmek bence bir çocuğa hediye olarak her gün verilmeli. Ben kendi hayatımda en çok, inanmakla ait hissettim. Toprağa uzandığım, derin nefesler aldığım zaman kendimi güvende ve ait hissettim... Çocuğa toprakla, inançlarla bunu hediye edebiliriz. Battaniyesi, kitapları, gülüşlerimiz, kocaman sarılışlarımızla. Bizdensin ve sendeniz. Bize benzemesen de, işimize gelmeyen şeyler yapsan ve söylesen de seni seviyoruz, seveceğiz. Huyların bize çekse de çekmese de sen bizdensin, biz sendeniz. Farklı düşünsek de değerliyiz. Başaramasak da sevgiye değeriz. Şeklimiz şemalimiz bize giydirilmiş kabuk. Güvendesin, güvendeyiz.



(fotoğraf, pinterest)